27 Ağustos 2011 Cumartesi

Yalanıp duruyoruz hayat boyunca



Yalan hayat,
Yalan dünya,
Yalan aşk,
Yalan arkadaşlık,
Yalan dostluk,
Yalan hedef,
Yalan yaşam,
Ve Yalan olan bir sürü vesaire...

İnanırız düş gücümüzün oluşturduğu yalanlara.
İnanır ve inandırmaya da çalışırız hayatımız boyunca.

Zannederiz ve zannettiririz.
Farkında olmadan kapatırız gözlerimizi hayata,
Uyuruz.
Ve dalarız yalanların rüyasına.

Kafamızda oluşturduğumuz küçük hikâyeler,
Döner elbet büyük yalanlara.

Yalan
Yalan

Yalan
Yalan
İster inan
İsteme inan

Olmuşuz yalanın köpeği
Yalanır dururuz bir it gibi.

İster kötü yalan, ister büyük yalan.

Yalan
Yalan

Dolan
Dolan.

Ne yalan söyleyeyim sen yalan, ben yalan.
O yalan bu yalan.
Umutsuzum dersem yalan
Mutsuzum dersem yine yalan.
Sarhoşum dersem bu en büyük yalan.

Bunların hepsi uydurma bir yalan.
Ama bari sen uydurma bir yalan.

Yalan yalan, dolan dolan
İster inan, isteme inan.

Yalan söylemeyi alışkanlık haline getirmiş olan.

Sen en iyisi adi bir köpek gibi yalan.
Önce sağa yalan sonra sola yalan.

 İsmailAKSOY
   23.08.11

13 Ağustos 2011 Cumartesi

İsterim



Çok kirli bir yoldayım yine.
Bedenim zevklerimin peşinde, ruhum yorulmak bilmeyen bir arayışın zirvesinde.
Yetmiyor saatle, günler.

İsterdim, efsanelerdeki gibi ben diyeyim bin yıl, sen de on bin yıl yaşamak.
Sıkılmazdım hiç bir saniyesinden hayatın.

Öğrenmek isterim süngerin çektiği gibi bilgileri.
Görmek isterim gözden kaçanı.
Tatmak isterim sevilmeyen acıyı.
Dokunmak, hatta parmağıma batırmak isterim gülün dikenini.
Hissetmek isterim içi ürperten soğuğu, elleri yakan ateşi, kalbi param parça eden aşkı.
Koklamak isterim, yalnızlığın kokusunu... 

İsmailAKSOY
14.08.2011/08.17

12 Ağustos 2011 Cuma

Anlaşılmak İster Her Şey

          


          Anlaşılmak ister her şey... Her şey diyorum evet. İlk sırada insan... Sonrasında hayvan bitki... Ama sanma ki cansızlar anlaşılmak istemez. 
          Bir kitap mesela: Anlaşılmak ister, sen onu anlamadan sana bir şey vermez, veremez.
          Anlaşılmak ister kalem, anlayana yazdırır kendini. Anlamayanın elindeki kalem, mürekkebi harcanınca üzülür.
          Anlaşılmak ister kağıt, anlamadan yazarsan ona, tutmaz mürekkebi üzerinde, akıtır. Üzülür kağıt, gözyaşı mürekkeptir onun... Anlamazsın karalar buruşturur atarsın. üzülme ama o memnundur onu bıraktığına, anlamayanın elinde olmaktansa bir köşede anlaşılmayı beklemekten hoşnuttur...
          Anlaşılmak ister yemek, anlamazsan durmaz midende çıkartır kendini zorla... Bilir ama klozete ya da eski bir halının üstüne düşeceğini. Umurunda değildir, anlamayanla birlikte olmaktansa ziyan olmaya razıdır... Sen onu anlamazsan o hiç anlamaz seni.
          Anlaşılmadığını düşünen bir kişi anlamaya çalışmamıştır hiç karşısındakini. Hayatta hiç kimsenin sizi anlamadığını düşünen amatör insanlar, bırakın bu esprileri profesyonel tiyatrocular yapsın.

İsmailAKSOY
13.09.2010/06:48

8 Ağustos 2011 Pazartesi

İnsan Da Bir Yapboz Parçası Gibi Değil Midir, Kendi içinde?




— Yoruldum!
— Neden?
— Bilmem
— Saçmalama! Emin ol vardır bir neden.
— ...
— Sıkıldım?
— Neden?
— Bilmem.
— ...
— Bakma bana öyle gerçekten bulamıyorum bir neden.
— Saçma...
— Biliyorum...
— Hayret.
— ...
— Sessizlik ne kadar güzel bir şey değil mi?
— Bilmem...
— Yok artık!
— Şaka şaka... Evet, bende severim sessizliği.
— ...
— Sessizlik çoğu insana ya ölümü ya da huzuru hatırlatır dimi?
— Muhtemelen...
— ilginç değil mi sence? Yani insanlar ölümden korkarlar... Yani sessizlikten de korkanlar vardır o halde.
—    Sadece sessizlik kavramını düşündüğüm zaman o kadar da korkutucu gelmez bana.
—    Nasıl yani?
—    Korku değince aklına hangi renk geliyor?
—    Siyah... Kırmızı da olabilir. Kanı hatırlatıyor bana.
—    Siyahla kırmızıdan da korkuyor musun o halde?
—    Sessizlik, siyah ve kırmızı... Evet, düşününce ürkütücü geliyor...
—    Ha ha...
—    Ne oldu sen ne düşünüyorsun sence de korkutucu değil mi?
—    Baktığın açıya bağlı... Ve birleştirdiğin pazıl parçalarına da aynı zamanda.
—    Yapboz parçası? !
—    Yani bir benzetme sadece.
—    Kafamı iyice karıştırdın...
—    Yani diyorum ki sessizlik sana ölümü ve veya huzuru anımsatıyorsa... sessizliğin yanına koyduğun yapboz parçaları seni götürüyor aslında o düşünceye.
—    Doğru!
—    Kırmızı sana kanı hatırlatabilir... Ama aynı zamanda aşk ve seksi de hatırlatmıyor mu?
—    Doğru!
—    Yani yapboz parçaları nasıl dizilirse sen öyle düşünürsün...
—    Haklısın galiba.
—    Ve o yapboz parçalarını birleştirmek de senin elinde.
—    ...
—    Hatta o yapboz parçaları sayesinde şu an ki durumundasın... Unutma tek başına hiç bir şey anlamlı değildir hayatta... İnsanlar o yüzden beraber yaşamaya mahkûmlardır. Ve beraber yaşamaya alışamayan insanlar da kendilerini kötü hisseder. Peki, kötü olan nedir?
—    Nedir?
—    Sana soruyorum nedir?
—    Bilmem. Hiç düşünmedim.
—    Hah, hiç şaşırmadım. Ama şöyle söyleyeyim. Siyaha, kırmızıya, sessizliğe veya yalnızlığa ve bunun gibi kavramların hepsine insanoğlu anlamlar yüklemiş. Sana göre kötü olan diğerine göre iyi olabiliyorsa eğer... Bakış açımızı değiştirmek o kadar da zor bir şey olmamalı... Önemli olan her işte olduğu gibi istemek... Eğer sıkılmayı istemiyorsan sıkılmazsın. Emin ol. İnsanların verdikleri anlamlar değişkendir aynı insanların değişken olması gibi... Her insan bir diğerinden farklıdır. Yani önemli ola senin yüklediğin anlamlardır. Yoksa kültürel farklılıklar olmazdı. Dil farklılıkları hiç oluşmazdı. Ve dahası. Sen beyazın temiz olduğunu düşünürken diğer ülkelerdeki insanlar siyaha yorumlamış temizliliği. İki insanın arasında bile dağlar kadar fark olabiliyorken. Kavramlar sadece insanların uydurdukları şeylerse ve insanlar da hata yapabilme özelliklerine sahipse. Sen siyahtan korkarken diğeri sevgi besleyebiliyorsa... Her şey değişkendir.
—    O yüzden kendi kavramlarına gerçekten inanabilirsen bilmediğini söylediğin şeylerin aslında kafanın içinde çokta derinlerde olmadığını anlayabilirsin.
—    Haklısın galiba...
—    Peki değişmeyen şey nedir? Ya da değiştiremeyeceğin tek şey?
—    Bilmem demek istemezdim ama gerçekten bulamadım...
—    Yazar.
—    Nasıl yani?
—    Bence bugünlük bu kadar yeter... Sonra yine devam ederiz.
—    ... Bence de
—    ...
—    Hey adını sorabilir miyim?
—    ...
—    Şimdi daha iyi anlıyorum.

İsmailAksoy
09.08.2011/ 02.05 

7 Ağustos 2011 Pazar

Düşte AŞk



Aşk diyince içi titrer insanın, mutlu olsa da olmasa da.                  
Aşkı düşünmek ister, konuşmak ister, dinlemek ister.
Aşk evrenseldir, sınır tanımaz.
Din, dil ırk onu alakadar etmez.
Zorluk nedir bilmez.
Yorulmaz,
Bitmez,
Tükenmez.
Aşk diyince içi titrer insanın, genç olsa da olmasa da.
Aşk yaş nedir bilmez.
Aşk diyince içi titrer insanın, anlasa da anlamasa da.
Aşk tanımlanamadığı gibi tüm tanımları da yok eder.
Aşk diyince içi titrer insanın sevilse de sevilmese de.
Aşığın gözü kördür derler ya, yalan! Hem de büyük bir yalan!
Aşığın gözü iyice açılır aşkını görmek için, aşığın kulakları daha iyi duyar aşkını duymak için, sesi daha çok çıkar aşkını duyurabilmek için.
Aşk diyince içi titrer insanın, korksa da korkmasa da.
Korkma aşktan, aşkından.
Aşkın ve aşkının bir suçu yok.
Asıl olay sende
Çünkü:
Gördüğüne değil düşündüğüne aşık olur insan!

İsmailAKSOY
28.o5.2011/01:09
  

4 Ağustos 2011 Perşembe

Aşk Acısı Tatlı Kalır Yanında



Canım acıyor ve bu acıyı tarif edememek daha da acı...

Aşk acısı tatlı kalır yanında.

Bıçak tenime değmeden derin bir yara açmış sanki kalbimin tam ortasına.
Görünmeyen bir yara.
Hiç durmayan bir kanama.

Çıkar durmak bilmeyen kırmızı sıvı dışarıya.
Metalin soğukluğunu hissetmeden,
Kan dışarıya akmadan,
Vücudun ısısının azalması gibi, soğuk terler boşalır o minicik gözeneklerinden.
Etkidir ya bu.
Kalbin deşilmeden, ritmi normalken olması garip...

Rahatlamayla karışık bir ağırlık...
Uykusuzluğun verdiği değişik haller ve onlardan kurtulmaya çalışan bir bilinç.
Bilincin altındakilerle üstündekiler arasındaki savaş.
Uyuşuk bir beden...

Uyuşuk?

Beden?

Aslında uyuşuk sandığın bedenin değil beynin.
Uyutulmuş ninniler söylenmiş.
Hem gece uyumuş hem de gündüz bedenin.
Hiç sorma bana! “nerede gözlerim”?
Uyuşukluğa inat acıya inat çıkart şu içindeki sen olmayan sana dayatılmış seni.

Alakasız gibi görünen bin bir konu!
Aslında bariz belli her şey gör artık onu.
Karışmış bir yumak ip gibi,
Çözmek olduğu kadar da zevkli...

Çalıştır şu beyni, düşün.
Düşün ve mutlu ol.
Dinsin acın.
Kapansın yaran.
İşe yarar bir şey yap benim için,
Senin için,
Onun için,
Bizim için,

Aklın dolu ve karışık...
Ama gözlerin de var parlayan muhteşem bir ışık.
Söndürme seni.
Söndürme beni
Söndürme herkesi.
Dene bir kere  
Yeter tükettin be!
Bitirme soruları, sor daha zorlarını.

 İsmailAKSOY
  04.08.2011