18 Aralık 2013 Çarşamba

Fikir Virüsü

Güzelin değil doğrunun peşindeyim, virüs gibi olmalı fikirlerim. Beynimin laboratuvarında sayısız deneyden geçmeli... Yalnız yapmalı bunu, tek.
Bir doğum lekesi gibi görünmeli mesela. Uyuşuk beyinler lekeyi hep varmış sanacak. Bulaşıcı hastalık gibidir bu fikir virüsleri.... İyi hesaplanmalı çaktırmadan sunulmalı. Fark ettirmeden. İnsan yadırgamasın, daha kolay sindirebilsin diye. Öyle bir hal almalı ki sanki doğduğundan beri onunla yaşıyormuş gibi hissetmeli. Her yolla bulaştıra bilmeli sonra... Öpüşmekle, dokunmakla, bakışmakla, hatta susmakla bile. Omzunun çarptığı adama geçmeli kısacası. Tabii, sonrası kontrol dışında. Sen kontrol etmeye çalıştıkça uzaklaşır senden artık. Yapmamalısın! Her vücutta nasıl tepkilere sebep olacağını önceden bilmelisin. Yaymadan evvel laboratuvarda halletmelisin. 
Yan etkisi mi?
Ah, tabii var ama çok sakıncalı değil. Fazla egolu bir ortamda kendini infilak edebilir... zamanla etrafındakileride. Sanırım kendi intiharımı yazdım şu an... ama ben ölmeli, çünkü "ben" yol tıkar... ve ölmeden tekrar doğamam. 


İsmail AKSOY

(191220130030)

14 Ekim 2013 Pazartesi

Ay Çiçeğim


Aşığım, denize, kuma, havaya, belki de bir çiçeğe, bir ay çiçeğine... Ayda yaşayan, hayalimde ruh bulan o güzel ay çiçeğine.

İsmail AKSOY
(15102013)

8 Ekim 2013 Salı

Kadın

...ben kadının sadece bedeniyle değil zekasıyla da sevişmek isterim. Ne acıdır ki kadınların da erken boşalanları var; en azından zihnen.

İsmailAKSOY 
(0403261012)

7 Ekim 2013 Pazartesi

Sustu Güzel Bayan



Sustu güzel bayan... dinledim. Sonra ben sustum o dinledi... sessizlikte konuşulanlarla yaşandı her şey... ve böylece bir gece daha bitti.


İsmail AKSOY
(0710131514)

6 Ekim 2013 Pazar

Kanat Sesi


Düşünceler kanat çırpıyor beynimde... küçükken havuzlu parkta kuşların arasında koşmaya bayılırdım. Kanatları bana çarpacak kadar yakınımdan geçerdi; bayılırdım çıkan seslere... Bir heyecan kaplardı içimi, tekrar tekrar dalardım aralarına... İşte öyle kanat çırpıyor kafamın içinde düşünceler... Heyecanlanıyorum küçüklüğümdeki gibi ve düşümdekinin güzelliği; bu kez yerden havalandırmıyorum onları, zaten uçuyoruz... Göç eden fikirlerimin arasındayım... Yine yüzüme çarpıyor kanatlarından çıkan rüzgar... rüzgardan esen ses... aralarındayım. Bitmiyor; uzun bir tren misali...

İsmail AKSOY
(0610131628)

8 Nisan 2013 Pazartesi

Gece Çişi


Başını yastığa koyduğu gibi uykuya dalanlara hayran olmuşumdur hep. Ben, en az iki saat debelenirim yatakta. Saydığım koyunların sayısı bir kenara, onlara isim bile vermişimdir. Öyle sırayla atlamalarına da gerek yok; ben onları ayırt edebilirim rahatlıkla. Belirli dönemlerde sayıları artar. İyi çiftleşirler. Fikir sevişmesi... Araya filler de girdimi demeyin keyfime. Bir zaman sonra saymayı bırakmış aptal düşüncelere dalmış bulurum kendimi (sanki koyun saymak zekicedir ya). Çok ilginçtir yatakta saatlerce dönüp dururken idrar yollarımda hiç bir hareketlenme olmadığı halde, bazen su içmeye kalktığımda mutfağa varmadan, çişimi saatlerce tutmuşçasına sıkıştığımın farkına varırım. Suyu bardağa boşaltana kadar altıma işememek için oldukça çaba harcayıp, içtikten sonra tuvalete doğru yol alırken idrar kesemi hissetmem bile... Sanki çişim bir an da geri kaçmıştır. Bu bir şaka mı? Sidik torbam benimle taşşak geçiyor. 

İsmail AKSOY
(080420131457)

3 Nisan 2013 Çarşamba

Kaşıntı

"Gecenin lanet bir vaktinde keyiflice kitap okurken, okumaya defalarca ara verip kendimi zehirlemem yetmiyormuş gibi; zehri hazırlamak için aptalca zaman harcamam gerekiyor," diye homurdandı. "Neden gündüzleri bu kadar dinç olamıyorum? git gide bir yarasaya mı dönüşüyorum? Gözlerim her sayfa geçişinde biraz daha bulanık görüyor. Günün birinde tamamen kararacak mı diye düşünmeden alamıyorum kendimi... Her geçen gün sese olan algı eşiğim daha da hassaslaşıyor. Artık geceleri çok da sessiz değil benim için. Zamanın akışını daha derinden duyabiliyorum mesela... Tik-tak, tik-tak... Bu ritm beni deli ediyor. Saatin pillerini çıkartsam da rahat edemiyorum. Derdim ses değil sanırım. Zamanın bu denli hızlı akması ama, yine de indiriyorum saati. Artık daha sessiz gece derken, lanet yuvalarından yemek bulma umuduyla çıkıyor o iğrenç yaratıklar... Sayıca fazla olmasına rağmen nasıl taşır o büyük bedenlerini çelimsiz bacakları anlamış değilim. Kabuklu aptal böcekler... Nereye koşturduklarını bilmeden koşarlar, sonra sebepsiz yere oldukları yerde dururlar. Çok komik gelir bana bu görüntü. Dahası var; duvara tırmanırken bir bakmışsın düşerler yere. Ayaklarındaki yapışkanların bittiğini düşünürüm bazen... Ya da kim bilir akıllarına bir şey geliyordur, aynı yolu kısadan dönmek istiyorlardır, bırakırlar kendilerini yere; nasıl olsa kalın kabukları vardır. Şu an bir yarasa olmadığıma eminim - her ne kadar öyle yaşasam da - bu böcekler benim iştahımı kabartmak yerine, tüm bedenimi kaşındırıyor," diye kendi kendine konuşurken sigarasını söndürdükten sonra uykuya daldı.

İsmail AKSOY
(0304130647)