
Önce kabullenmeli her şeyi olduğu haliyle,
İyisiyle,
Kötüsüyle.
Sonra Biraz düşünmeli, sakin kafayla en derinine inmeli,
Neyle,
Kimle,
Nerede,
Ne yaptığını görmeli
Hayattaki rolünü bilmeli, bilmiyorsa öğrenmeli.
Açıkçası, kendine gelmeli!
Şöyle arada bir sarsmalı, sarsılmalı ve o melankolik ruh halinin keyifsiz dakikalarından vazgeçmeli.
Uyanmalı! Uyanmalı o gözleri açıkken daldığı ümitsizlik uykularından.
Ayık olmalı insan!
Yolda, boş boş gezerken bile beş duyu organının çalıştığını hissetmeli.
Kötüyü de,
İyiyi de görmeli, duymalı, koklamalı, dokunmalı, tatmalı.
Bunları yapmalı ki o uyuşuk beyni uyansın tembel rüyalardan, işe yaramayan sebepli sebepsiz insanın içini yiyip bitiren kuruntulardan.
Gözü kapalıyken burnuyla, kulaklarıyla, dokunuşuyla, diliyle görmeli hissetmeli yaşananları...
Boş geçmemeli hiç bir anı.
Her gün yeni bir şey öğrenmeli,
Öğrendiklerini de öğretmeli.
En önemlisi de abartmamalı hiç bir şeyi.
Öyle Tanrılaştırmamalı yaptığı işleri de.
Olduğu gibi yaşamalı, isyan edipte duvarlara bağırmamalı, külhanbeyliği yapmamalı.
Bahanelerin ardına da saklanmamalı.
Bahaneler uyutur insanı, ninni gibi gelir sana mayıştırır uyutur, uyutur, uyutur.
Ayağında sallar bir bebek gibi...
"UYANIK" sanırsın kendini...
Hem fiilen hem mecazen
Hepsi sen rüyandayken... Gerçek hayatta, ayaktayken...
İsmailAKSOY
(14.07.2010/03:14)