31 Temmuz 2011 Pazar

Peki Kötü Olan Nedir?


İnsanlar sevmedikleri özelliklerini gizlemeye, yasaklamaya, sansürlemeye çalışırlar hayatı boyunca.


O özelliklerini kötü olarak adlandırır ve nefret eder adeta.
Peki, kötü olan nedir?

Bir bütün olarak yaratılmışsın ey yaratık! Neyin peşindesin sen hala.

Gerçek olan şey bu bütünlüğü yakalayabilmektir

İşte başarı ve mutluluk burada saklıdır.

Sansürlediğin özelliklerin kötü değil aslında, yaptığın bu davranış kötü olan.

Farkında olduğun hiç bir özelliğin kötü değildir.

Farkındaysan kontrol sendedir.

Farkında olmadığından kork!

En büyük kötülükler saklıdır aslında.

İsmailAKSOY
27.05.2011 /03.20

21 Temmuz 2011 Perşembe

İnsan Olmanın GereğiNDEN



Her şey ne kadar da farklı göründüğünden, neden?
NEsinDEN? NEyinDEN?
Kaybolup gidersin bu hayatta sebepsizliğinden
Soruların hepsi senin, cahilliğinden
İşte, vazgeçeceksin ümitsizliğinden
Farkında olmadığın, egoistliğinden
Belki de kabullenmemeni, kabullenmediğinden
DUR! bir dakika dinle kendini.
Yeter bu kadar saçmaladığın, içinden içinden.
Uzatma büyütme bu kadar her şeyi, gerekeni yaşa,
Gerekmeyeni salla.
Sahte tatla kandırma kendini
Korkma acıdan,
Korkma korkudan korkmaktan.
Sen yokken var olan bu dünya sen yokken de devam eder zaten.
Dünyaya küsüp de bir bok başardığını sanma, seni takmıyor zaten.
Hayat seninle dalga geçiyorsa sen onunla TAşŞŞŞşAK geç!
İşte o zaman her şey yoluna girer kendiliğinden
Unutma bunların hepsi insan olmanın gereğinden.

İsmailAKSOY
(02.04.2011/ 00.47)

19 Temmuz 2011 Salı

Yüz Altmış Bir Bin On

        




Bugün, yine izin verdim geçmişimin gözlerimin önünden geçip gitmesine. Ses çıkartamadım, sırıtamadım o günlere bakarak, dönüp bağıramadım arkasından...

İsmailAKSOY
(16.10.10)    

Gerçek Hayatta, Ayaktayken




Önce kabullenmeli her şeyi olduğu haliyle,
İyisiyle,
Kötüsüyle.
Sonra Biraz düşünmeli, sakin kafayla en derinine inmeli,
Neyle,
Kimle,
Nerede,
Ne yaptığını görmeli
Hayattaki rolünü bilmeli, bilmiyorsa öğrenmeli.
Açıkçası, kendine gelmeli!
Şöyle arada bir sarsmalı, sarsılmalı ve o melankolik ruh halinin keyifsiz dakikalarından vazgeçmeli.
Uyanmalı! Uyanmalı o gözleri açıkken daldığı ümitsizlik uykularından.
Ayık olmalı insan!
Yolda, boş boş gezerken bile beş duyu organının çalıştığını hissetmeli.
Kötüyü de,
İyiyi de görmeli, duymalı, koklamalı, dokunmalı, tatmalı.
Bunları yapmalı ki o uyuşuk beyni uyansın tembel rüyalardan, işe yaramayan sebepli sebepsiz insanın içini yiyip bitiren kuruntulardan.
Gözü kapalıyken burnuyla, kulaklarıyla, dokunuşuyla, diliyle görmeli hissetmeli yaşananları...
Boş geçmemeli hiç bir anı.
Her gün yeni bir şey öğrenmeli,
Öğrendiklerini de öğretmeli.
En önemlisi de abartmamalı hiç bir şeyi.
Öyle Tanrılaştırmamalı yaptığı işleri de.
Olduğu gibi yaşamalı, isyan edipte duvarlara bağırmamalı, külhanbeyliği yapmamalı.
Bahanelerin ardına da saklanmamalı.
Bahaneler uyutur insanı, ninni gibi gelir sana mayıştırır uyutur, uyutur, uyutur.
Ayağında sallar bir bebek gibi...
"UYANIK" sanırsın kendini...
Hem fiilen hem mecazen
Hepsi sen rüyandayken... Gerçek hayatta, ayaktayken...

İsmailAKSOY
(14.07.2010/03:14)

18 Temmuz 2011 Pazartesi

Yalnız Seni Hayal Edebilmek İçin Yalnız Kaldığım Yatağımda



Her gün hayalinle yatmak yatağa

Bir gece dudaklarının ihtişamıyla
Bir gece gözlerinin ışıltısıyla

Senin yerine acıyla sevişmek, yalnız seni hayal edebilmek için, yalnız kaldığım yatağımda...

Ama aldattım seni! Hem de her gece
Evet Evet! Aldattım senden ayrı kaldığım her gece
Bir gün Özlem'le
Bir gün Hasret'le aldattım seni...

Sonra Kara'nlıkla beraber olduk bir bütün gibiydik geceleri,
He birde Soğuk vardı, senin teninin sıcaklığını hissedemediğim her gece ona sarıldım.
Ama kalbim iyice buz kesti Soğuk'la.

Utanmıyorum yaptıklarımdan
Sen yokken daha nicesi vardı yanımda...

İsmailAKSOY
(13.07.10/00:00)

17 Temmuz 2011 Pazar

Bir Sevgi Seyahati



Nasıl başlayacağımı, ne yazacağımı bilmiyorum, seninle ilgili herhangi bir konuda ne yapacağımı bilmediğim gibi, sadece yazmak geliyor içimden yazmak, yazmak, yazmak… Aynı sana olan sevgim gibi nasıl davranacağımı bilmeden aciz bir şekilde sevmek, sevmek, sevmek…
Kendimi bazen Umut Treni’nin kaçak bir yolcusu gibi hissediyorum Hayal Dünyam’ da... Bir sonraki durakta tekme tokan kovulma korkusuyla yaşamak gibi işte…
Benim sandığım, Dünya’mın bana ait olmadığını öğrenip reel hayatın en ağır eziyetlerine dahi aldırmadan yola devam etmek… Her yeni durakta farklı yara almak, bezende topal ayakla kovulduğun trenin peşinden koşmak.
Yedi yirmi dört özlemle yaşamak, arzulamak. Her saniye bedenimin ve ruhumun seni istemesi... Hücrelerimin varlığınla yaşadığının farkına varıp onların ölümünü izlemeye göz yummak.
Bedenim ve ruhumun yasam mücadelesi verdiği anda en aciz ve en kolay yolu, ölümü sayıkladığını duymak. Kovulduğum trenin raylarına atlamayı ya da kimsenin olmadığı kuytu ve karanlık bir yerde sevgiliye olan açlıktan ölmesini beklemek. Bu bekleyiş sırasında ağlayan kalbimin bedenimi ve ruhumu beslemesini ve hayalimdeki Dünya’ma sahip olmak için haykırarak beni diriltmesini izlemek.
Hücrelerinin hücrelerime nüfus etmesini, zıt kavramının çekimiyle birleşmeyi, farklı sözcüğünün o korkutucu anlamını duygularımızla değiştirebilmeyi isteyip ve nihayetinde en derin uçurumları yok sayma içgüdüsüyle seninle olmak. Benim sandığım hayal dünyamın prensi olmak... Ama birde prensliği hak ettiğime inandığım anlar da eşsiz prensesin büyüsüne kapılıp aptallaşmak ve aciz bir bekleyişin içine girerek en zirvedeyken yerin dibini boylamak. Yahut ortada çıplak savunmasız bir bebek gibi birisinin kucağına almasını beklemek... Kendimi güçlü gösteren tüm duygu perdelerimin teker teker koptuğunu duyumsamak...
Lakin tüm olumsuzluklara rağmen, seninle Umut Tren’inin sonsuz sevgi seyahati boyunca aşkın tanımını yeniden yazmayı istemek…

İsmailAKSOY
09.09.09/02:09  

16 Temmuz 2011 Cumartesi

Tanışmaya Girişin Ön Sözündeki Denemesi

Sonsuz Bir Deneme Hali

          Yazdığım yazıların türünün ne olduğuna bir türlü karar veremedim yıllardır. Neden nasıl niye yazdığımı bilmeden karalayıp durdum elimdeki boş beyaz veya da yazılmış yıpranmış not sayfalarını. Biliyordum anlamsızlığımın içindeki anlamlılığımı. Anlamlılığımızı...
 İşin özü yazdıklarımın anlamını içten içe bir yerlere bağlayabilsem de türlerinin ne olduğuna ne olması gerektiğine bir türlü karar veremememdir. Evet, benim için pek önemli değil ama bilirsin insanoğlu işte düşünmeden yapamaz bir isim vermek ister yazdıklarına... Şiir yazıyorum demek ister, şairim ben diyebilmek için. Yazar olabilmek için de yazanlar vardır aralarında, yazmak için yazmaya çalışanlar, ama bir türlü deliği tutturamayan boş taş atıcılar. Tabi aynı zaman da okuyormuş gibi yapan beyinleri boş ama iyi göz takipçileri, eleştiriciler, yiyiciler tüketiciler...
 Bir türlü gelemediğim sadede gelirsem şunu demek istiyorum. Yazmaya, deneme yazarak başladım. Sonra yazdıklarıma deneme denemesi dedim kendi kendime... Evet, bu olmalıydı okuduğum onca muhteşem yazarın yazdıklarının, konuştuklarının, anlattıklarının, öğrettiklerinin, yanında benim yazdıklarım anca "Deneme denemesi" olabilirdi. Yazdıklarım, şiir olamaz onların yazdıklarının yanında, olsa olsa Deneme şiiri veya Şiir denemesi olabilirdi. Kafam da bunun gibi düşüncelerle boğuşurken şu günler de anladığım bir şey var yazdıklarının isminin cisminin ne önemi var ki çoğu zaman yazdıklarının için de kaybolan bir insan için... Ne acıdır ki ilham perisi kaybolduğu zamanlarda kalem kıpırdatamayan ben, ilham perimle sevişirken bunları düşünecek vakit bulamıyorum artık. Yazdıklarımın NE olduğunu soran bir kişiyle ettiğim sohbette buna benzer sözlerden fazlasını söylediğimi sanmıyorum. Ne yazarım ne şair, sonsuz bir denemenin içinde üzerime düşen görevi yapıyormuş hissiyle devam ederim yoluma... (Haddini) Öğrenmeye, öğretmeye, her an hazır ve nazır bir tanışıklık olsun isterim, sana ve bana... Yani gel! Gör oku şunu bunu, onu, beni. Sonsuz bir deneme hali aldı beynimi... İste olsun şimdi tanışmanın da bir denemesi... 

İsmailAKSOY
           2011