Nasıl başlayacağımı, ne yazacağımı
bilmiyorum, seninle ilgili herhangi bir konuda ne yapacağımı bilmediğim gibi,
sadece yazmak geliyor içimden yazmak, yazmak, yazmak… Aynı sana olan sevgim
gibi nasıl davranacağımı bilmeden aciz bir şekilde sevmek, sevmek, sevmek…
Kendimi bazen Umut Treni’nin kaçak bir
yolcusu gibi hissediyorum Hayal Dünyam’ da... Bir sonraki durakta tekme tokan
kovulma korkusuyla yaşamak gibi işte…
Benim sandığım, Dünya’mın bana ait
olmadığını öğrenip reel hayatın en ağır eziyetlerine dahi aldırmadan yola devam
etmek… Her yeni durakta farklı yara almak, bezende topal ayakla kovulduğun
trenin peşinden koşmak.
Yedi yirmi dört özlemle yaşamak,
arzulamak. Her saniye bedenimin ve ruhumun seni istemesi... Hücrelerimin
varlığınla yaşadığının farkına varıp onların ölümünü izlemeye göz yummak.
Bedenim ve ruhumun yasam mücadelesi
verdiği anda en aciz ve en kolay yolu, ölümü sayıkladığını duymak. Kovulduğum
trenin raylarına atlamayı ya da kimsenin olmadığı kuytu ve karanlık bir yerde
sevgiliye olan açlıktan ölmesini beklemek. Bu bekleyiş sırasında ağlayan kalbimin
bedenimi ve ruhumu beslemesini ve hayalimdeki Dünya’ma sahip olmak için
haykırarak beni diriltmesini izlemek.
Hücrelerinin hücrelerime nüfus etmesini,
zıt kavramının çekimiyle birleşmeyi, farklı sözcüğünün o korkutucu anlamını
duygularımızla değiştirebilmeyi isteyip ve nihayetinde en derin uçurumları yok
sayma içgüdüsüyle seninle olmak. Benim sandığım hayal dünyamın prensi
olmak... Ama birde prensliği hak ettiğime inandığım anlar da eşsiz
prensesin büyüsüne kapılıp aptallaşmak ve aciz bir bekleyişin içine girerek en
zirvedeyken yerin dibini boylamak. Yahut ortada çıplak savunmasız bir bebek
gibi birisinin kucağına almasını beklemek... Kendimi güçlü gösteren tüm duygu
perdelerimin teker teker koptuğunu duyumsamak...
Lakin tüm olumsuzluklara rağmen, seninle
Umut Tren’inin sonsuz sevgi seyahati boyunca aşkın tanımını yeniden yazmayı
istemek…
İsmailAKSOY
09.09.09/02:09

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder