29 Kasım 2014 Cumartesi
Uyku Tanrısı
bi uyku tanrısı olsaydı eğer ona tapardım... Ama ibadetini yerine getiremez ve yine cehennemlik olurdum... Kim bilir belki de niyetten yırtardım be!
9 Eylül 2014 Salı
Film
Seyredilmeye değer, gizemli ve sonu havada kalan bir film olsun aramızdaki ilişki… Oyuncuları ve gerçek seyircileri biz olalım sadece. Açıklamaya gerek duymayalım seyredenlere, herkes o an anladığı kadar anlasın filmimizi.
Unutalım sonra…
Bir gün dolacaktır elbet anı kumbaralarımız…
Kırıldığı vakit tekrar hatırlayalım ve yeniden anlamlandıralım.
Herkes kendi kadar anlasın, yeni anlamlar çıksın ortaya.
Unutalım sonra…
Sonra…
Hatıra tedavülünden kalkana kadar anılarımız, ölümsüzlüğü yaşayalım.
İsmail AKSOY 0340090914
Unutalım sonra…
Bir gün dolacaktır elbet anı kumbaralarımız…
Kırıldığı vakit tekrar hatırlayalım ve yeniden anlamlandıralım.
Herkes kendi kadar anlasın, yeni anlamlar çıksın ortaya.
Unutalım sonra…
Sonra…
Hatıra tedavülünden kalkana kadar anılarımız, ölümsüzlüğü yaşayalım.
İsmail AKSOY 0340090914
24 Haziran 2014 Salı
Giy Siyahları 2. Bölüm: Yabancılaşma
1. Bölüm İçin; Randevu
Yabancılaşma
Gözlerini açtığında kapının dışındaydı artık. Tüm
konuşulanlar ve yaşananlar bir hayalden ibaretti sanki. Seri ve büyük adımlarla
yürüyordu… aynı kabuslarındaki gibi. Yaşadığı anın gerçek olduğu kanısına
buradan vardı, bir rüya görüyor olsaydı şimdiye kadar koşuyor olurdu. Emin
olabilmek için aynı tempoyla biraz daha yürüdü. İçindeki koşma arzusunu
söndürüp, şu yeni moda sigara çöp kutularından birine doğru fırlattı;
“söndürmeden atınız” yazan. Ciğerlerinde kalan son dumanı üflerken kaygılarını
tellendirmeye başladı. Handiyse sevinçliydi. Yürür-koşarken ceplerinden bir
şeylerin döküldüğünü fark etti, aldırmadı… Arkasına bakamıyordu bıraktığı korku
küllerini temizlemek niyetinde değildi. Bedeninin aksine yorgundu ruhu…
Buğulanmış bir gözlük camından farksızdı teni. İlk çatlak bacaklarından geldi,
kalbinden beklerken. Sonra sol ayak bileği çözüldü, aldırmadı. Nereye gittiğini
bilmese de bir yere yetişecekmiş gibi yürüyordu… Alışkanlık. Yollar yabancıydı.
İnsanlar boştu. İçinde bir şey ondan önde yürüyordu, mesafe hiç kapanacak gibi
değildi… İleriden yürüyen yandan baktı iyice hızlandı sonra yan kaldırıma geçip
durdu. Anlık sessizlik.
Ara tekrar açıldı hiç kapanmamak üzere. İçinde yoktu artık.
Geride kalan neydi bilmiyordu. Yabancılaşma… Tanıdık bir şeyler aradı gözleri.
Buldu. Şehvet Vapuru veyahut Zevk Tüneli… Durdu, o an ruhsuz geldi tünel ve Şehvet
Vapuruna yol aldı. Son seferi yakaladı, on beş dakika erken. Oturdu.
Çantasından kadınları çıkardı, tek tek okumaya başladı. Bazısı bir kelimeydi, bazısına
kelimeler yetmiyordu. Kadınlar, Bukowski’nin kadınları… Vapur yanaştı, boşaldığı
gibi tekrar doldu. İşi bitti vapurun… Yaşananlar orada kalacaktı. En son indi,
ama en önce tepeye tırmanmaya başladı… Koşayürürken kuleye selam çaktı. Artık
tanıdıktı her şey. Daha rahattı. Tanıdık kalabalık. Tanıdık gürültüler. Tanıdık
güzellikler ve çirkinlikler. Zirveye vardı. Kaçmıyordu. Kaçmamalıydı. Kendisi
istemişti gerçeği… Ağır gelmiyordu artık. Etrafına baktı… Kalabalık. Kayıp kalabalık.
Çeşit çeşit anlam vardı orda. Daldı aralarına. Anlam bulmak için değil bu kez kaybolabilmek
için. Yolu iyi biliyordu. Önce unuttu bilinçlice. Temizlenince, çıktı içinden… ve bilgi pasajına girdi. Harf dostlarının yanına…
İsmail Aksoy
195224062014
28 Mayıs 2014 Çarşamba
Kağıt
Yüze söyleyemediğin şeyi yazmayacaksın dost... Kağıt saklanılacak karanlık bir gece değil aksine güneşin ta kendisidir...
İsmail Aksoy (0324290514)
İsmail Aksoy (0324290514)
27 Mayıs 2014 Salı
Giy Siyahları 1. Bölüm: Randevu
Uzun zamandır derin bir uykudaydı Mr. Hyde... Serin ve kuru bir yerde saklamıştım.
Çocukların ulaşamayacağı kadarda yüksekte… Uyandığının farkında değildim. Koyu bir korkuyla uyanmış, öyle söyledi. Rüyasında benim hayatımı yaşıyormuş, uykuya
daldığından bugüne kadar olan bütün yaşantımı en ince ayrıntısına kadar
anlattı. İliklerime kadar üşüdüğümü hissettim. Aramızda mesafe yoktu, daha dün konuşmuşuz kadar arkadaşçaydı tavırlarımız. Bunca zaman sonra bir
değişimin olacağına inandırmıştım kendimi, onun ne yapacağına dair bir fikrimin
olmamasına rağmen, ben emindim; fazla yüzgöz olmayacaktım. Ağzından çıkan her söz bir fırtına gibi
yüzüme vuruyordu. Bakışları gözlerimi donduruyor, yaydığı enerji kalbimin
üşümesine sebep oluyordu. Tüm bunlara rağmen, içimde ona karşı engelsiz bir
sıcaklık vardı, bir iglo gibi; karın altındaki sıcaklık… Heyecanım
artıyordu. O kabusunu anlatırken, ben keyifleniyordum. Dediğine göre önceleri
kabuslarımda uyanmaya başlamış, bana fark ettirmeden. Konuşulacak her şey bitmişti.
Rahatlamıştım. Sarıldı bana, isteksiz değildim ama hareket etmedim. Çünkü o
bendim, bana sarılan. Hadi giy siyahları diyordu, eski günlerdeki gibi… Siyah
oldum olası yakışıyor sana. Hadi, giy siyahları çık dışarıya. Çık dışarıya!
Konuştukça gençleşiyordum. Kambur duruşum gitmişti bile… fikirler iyice
hızlanmıştı beynimin içinde. Onların sesi uyandırdı beni zaten, dedi. Karşı
koyacak gücüm yoktu. İsteğimde… Yavaşça çıkardım üzerimdekileri ve kuşandım
siyahları. Şimdi daha çok benziyorduk birbirimize. Tam ağzımı açacakken
biliyorum, dedi. Nasıl bilebiliyordu? Her şey iyi hoştu ama kalbim üşüyordu.
İhtiyacın mı var, dedi sıkılmış bir tavırla ve ekledi, ben sana “aklı”
veriyorum...
Ritmi yavaşlayan kalbimin son atışıyla oda zifiri bir sessizliğe
bürünmüştü. Konuşmuyordu artık. Bana bakmıyordu bile. Bende ona. Gerek yoktu.
Anlıyordum. Hissediyordum. Duyuyordum. Onun fikirleri beliriyordu bir anda.
Gelen bir mail gibi değildi, sanki hep oradaymışlarda ben görememiştim. Bu
kadar ortada dururken nasıl görememişim onları. Yanından geçerken nasıl
çarpmamıştım. Renkleri bile farklıydı. Canlı ve göz kamaştırıcıydılar...
Çık
dışarı yazan bir tabelaya doğru ilerledim. Davetkar ve aralık bir kapı. Kırmızı kokuyu alıverdim hemen. Karşı
konulamaz bir koku. Çekici ve arzu dolu… yürüdüm. Kolunu kavrayınca kapının daha da
güven kapladı içimi. Avucumun içinden alev çıkıyordu sanki. Ardına kadar açtım
kapıyı. Manzara karşısında büyülenmemek işten bile değildi. Bir adım kalmıştı
beklide… kapının numarasına ilişti gözüm. Okunamaz bir haldeydi. Sessizliği
bozan yine kendisi oldu. Çık dışarıya, at karanlık geceye kendini. Beyninin
bitmek bilmez enerjisine bırak bedenini. Daha ilk adımda görebiliyordum
olacakları. Şimdi ne yapmalı? Bir anda cebimdeki ajandayı fark ettim. İçinde
tek bir not vardı. Şeytanla randevu. Şimdi hatırlamıştım, zamanını ve yerini…
Evet, Şeytanla Randevum vardı. Biraz gecikmiştim sanırım… kim bilir beklide randevudan
uyanmıştım…
İsmail Aksoy 045728052014
22 Mayıs 2014 Perşembe
Küsküçük Çocuk
Küsküçük bir çocuk,
Büyücük hevesleri olan... apaydınlık gecelerde,
kapkaranlık hayal sokaklarında gezen. Kimsesiz ve evsizdir... Hareket etmeye izin yoktur orada. Sürekli değişir tabelaları sokakların. Haberi olmadan konulur, fikri sorulmadan, izin alınmadan. Hayallerin sahipleri değiştikçe sokaklarda değişir. Çok sevilir Küsküçük çocuk. Ama büsbüyük olarak sevilir.
Bir bilseler büsbüyük değil Küsküçük olduğunu...
Bağırır Küsküçüküm diye ama, kim inana!
Alışır bizimki Büsbüyük olmaya. Büyücük hevesleri başlar küçükcük olmaya...
İsmailAksoy (040123052014)
Büyücük hevesleri olan... apaydınlık gecelerde,
kapkaranlık hayal sokaklarında gezen. Kimsesiz ve evsizdir... Hareket etmeye izin yoktur orada. Sürekli değişir tabelaları sokakların. Haberi olmadan konulur, fikri sorulmadan, izin alınmadan. Hayallerin sahipleri değiştikçe sokaklarda değişir. Çok sevilir Küsküçük çocuk. Ama büsbüyük olarak sevilir.
Bir bilseler büsbüyük değil Küsküçük olduğunu...
Bağırır Küsküçüküm diye ama, kim inana!
Alışır bizimki Büsbüyük olmaya. Büyücük hevesleri başlar küçükcük olmaya...
İsmailAksoy (040123052014)
21 Mayıs 2014 Çarşamba
Şşş...
Sessizlik, içinde gerçekleri barındırır. Ağızdan çıkmayan sözleri, hayata geçmeyen eylemleri... yalanları, gerçekleri, duyguları ve bilgiyi... Kaçamazsın. Hakikat orada. Çünkü sen oradasın. Sözün ardını görebilmenin yolu sessizliği dinlemekten geçer. Çünkü söylenmemiş yalanlar oradadır. Sen oradasındır, korku oradadır.
"Yalan" bir gerçeğin arkasına saklanır, "kaygı" bir yalanın arkasına saklanır. Hepside sessizliğin içine saklanır. Ve sen sessizlikle kolayca bir gerçeğin üstünü örtebilirsin, yalan söylemeden. Çünkü zaten gerçek sessizliğin altındadır. Ve sen sessizlikten kaçanların gözünde yalancı olmazsın. Düşündüklerinden, hissettiklerinden sorumlu olmazsın, ağzından çıkana kadar. Tercih yapmamak için susarsın... Sonuçlarına katlanamayacağın için her şeye göz yumarsın. Sonra hayatını alamadığın kararlar yönetmeye başlar. Yapmadığın tercihlerin sonuçlarına katlanırsın. Yanlış yerlere engelleri koyarsın. Ama o engeller seni korur. Koruyan engeli kaldıramazsın... küçülürsün. Gerçekleri kaldıramazsın. Sessizce sessizlikten kaçarsın. Yalanı gerçeğin önününe geçiremediğin vakit, sessizlikten yardım umarsın. Ama yine dinlemezsin sessizliği ve daima sessiz kalırsın. Yalanırsın, hayıflanırsın, ama asla gerçek bir sessizlik olmazsın.
İsmailAksoy
(015322052014)
"Yalan" bir gerçeğin arkasına saklanır, "kaygı" bir yalanın arkasına saklanır. Hepside sessizliğin içine saklanır. Ve sen sessizlikle kolayca bir gerçeğin üstünü örtebilirsin, yalan söylemeden. Çünkü zaten gerçek sessizliğin altındadır. Ve sen sessizlikten kaçanların gözünde yalancı olmazsın. Düşündüklerinden, hissettiklerinden sorumlu olmazsın, ağzından çıkana kadar. Tercih yapmamak için susarsın... Sonuçlarına katlanamayacağın için her şeye göz yumarsın. Sonra hayatını alamadığın kararlar yönetmeye başlar. Yapmadığın tercihlerin sonuçlarına katlanırsın. Yanlış yerlere engelleri koyarsın. Ama o engeller seni korur. Koruyan engeli kaldıramazsın... küçülürsün. Gerçekleri kaldıramazsın. Sessizce sessizlikten kaçarsın. Yalanı gerçeğin önününe geçiremediğin vakit, sessizlikten yardım umarsın. Ama yine dinlemezsin sessizliği ve daima sessiz kalırsın. Yalanırsın, hayıflanırsın, ama asla gerçek bir sessizlik olmazsın.
İsmailAksoy
(015322052014)
16 Mayıs 2014 Cuma
Olacak iş mi
doktora gitti genç adam,
anlattı derdini.
Doktor dinledi, iyi bir reçete verdi;
1 g yüzleşme...
efendim böyle olmaz, saplantınız var,
her gün tok karnına bir tablet yüzleşme alacaksınız, diye ekledi.
Peki, dedi genç adam. Eve gitti. Kendine yemek hazırladı, afiyetle yedi...
Uzandı sigarasını içti... sonra gördüğü manzara onu iyice keyiflendirdi, şuraya bak dedi; tam eve geldim, saplantılarımla yüzleşecekken üzerine oturmuşum, olacak iş mi? Evet, olacak işti... üzerine soğuk bir su içti.
İsmailAksoy (0347170514)
anlattı derdini.
Doktor dinledi, iyi bir reçete verdi;
1 g yüzleşme...
efendim böyle olmaz, saplantınız var,
her gün tok karnına bir tablet yüzleşme alacaksınız, diye ekledi.
Peki, dedi genç adam. Eve gitti. Kendine yemek hazırladı, afiyetle yedi...
Uzandı sigarasını içti... sonra gördüğü manzara onu iyice keyiflendirdi, şuraya bak dedi; tam eve geldim, saplantılarımla yüzleşecekken üzerine oturmuşum, olacak iş mi? Evet, olacak işti... üzerine soğuk bir su içti.
İsmailAksoy (0347170514)
12 Şubat 2014 Çarşamba
Tekerrür
Ayrılamadığın geçmişini küçük bir şişenin içine sıkıştırıp
atarsın denize, iki damla sol gözünün yaşıyla birlikte… beklersin geri
gelmesini… ama gelmez. Ne zamanki kurur duygu pınarların o an usulca cebine
girer… Açarsın tıpasını, anıların kokusuyla nemlerin kalbin. Bir damla yüreğine,
bir damla sağ gözüne. Durur vakit. Kulağında küçük şişenin gezi melodileri… Bildiğin
bir senaryonun sonu ne kadar etkilidir ki senin için. Sevdiğin şey zamanı durdurmak… Sonrası? Sonrası yok! Sadece tekerrür…
İsmail Aksoy
1302140259
Kaydol:
Yorumlar (Atom)
