Uzun zamandır derin bir uykudaydı Mr. Hyde... Serin ve kuru bir yerde saklamıştım.
Çocukların ulaşamayacağı kadarda yüksekte… Uyandığının farkında değildim. Koyu bir korkuyla uyanmış, öyle söyledi. Rüyasında benim hayatımı yaşıyormuş, uykuya
daldığından bugüne kadar olan bütün yaşantımı en ince ayrıntısına kadar
anlattı. İliklerime kadar üşüdüğümü hissettim. Aramızda mesafe yoktu, daha dün konuşmuşuz kadar arkadaşçaydı tavırlarımız. Bunca zaman sonra bir
değişimin olacağına inandırmıştım kendimi, onun ne yapacağına dair bir fikrimin
olmamasına rağmen, ben emindim; fazla yüzgöz olmayacaktım. Ağzından çıkan her söz bir fırtına gibi
yüzüme vuruyordu. Bakışları gözlerimi donduruyor, yaydığı enerji kalbimin
üşümesine sebep oluyordu. Tüm bunlara rağmen, içimde ona karşı engelsiz bir
sıcaklık vardı, bir iglo gibi; karın altındaki sıcaklık… Heyecanım
artıyordu. O kabusunu anlatırken, ben keyifleniyordum. Dediğine göre önceleri
kabuslarımda uyanmaya başlamış, bana fark ettirmeden. Konuşulacak her şey bitmişti.
Rahatlamıştım. Sarıldı bana, isteksiz değildim ama hareket etmedim. Çünkü o
bendim, bana sarılan. Hadi giy siyahları diyordu, eski günlerdeki gibi… Siyah
oldum olası yakışıyor sana. Hadi, giy siyahları çık dışarıya. Çık dışarıya!
Konuştukça gençleşiyordum. Kambur duruşum gitmişti bile… fikirler iyice
hızlanmıştı beynimin içinde. Onların sesi uyandırdı beni zaten, dedi. Karşı
koyacak gücüm yoktu. İsteğimde… Yavaşça çıkardım üzerimdekileri ve kuşandım
siyahları. Şimdi daha çok benziyorduk birbirimize. Tam ağzımı açacakken
biliyorum, dedi. Nasıl bilebiliyordu? Her şey iyi hoştu ama kalbim üşüyordu.
İhtiyacın mı var, dedi sıkılmış bir tavırla ve ekledi, ben sana “aklı”
veriyorum...
Ritmi yavaşlayan kalbimin son atışıyla oda zifiri bir sessizliğe
bürünmüştü. Konuşmuyordu artık. Bana bakmıyordu bile. Bende ona. Gerek yoktu.
Anlıyordum. Hissediyordum. Duyuyordum. Onun fikirleri beliriyordu bir anda.
Gelen bir mail gibi değildi, sanki hep oradaymışlarda ben görememiştim. Bu
kadar ortada dururken nasıl görememişim onları. Yanından geçerken nasıl
çarpmamıştım. Renkleri bile farklıydı. Canlı ve göz kamaştırıcıydılar...
Çık
dışarı yazan bir tabelaya doğru ilerledim. Davetkar ve aralık bir kapı. Kırmızı kokuyu alıverdim hemen. Karşı
konulamaz bir koku. Çekici ve arzu dolu… yürüdüm. Kolunu kavrayınca kapının daha da
güven kapladı içimi. Avucumun içinden alev çıkıyordu sanki. Ardına kadar açtım
kapıyı. Manzara karşısında büyülenmemek işten bile değildi. Bir adım kalmıştı
beklide… kapının numarasına ilişti gözüm. Okunamaz bir haldeydi. Sessizliği
bozan yine kendisi oldu. Çık dışarıya, at karanlık geceye kendini. Beyninin
bitmek bilmez enerjisine bırak bedenini. Daha ilk adımda görebiliyordum
olacakları. Şimdi ne yapmalı? Bir anda cebimdeki ajandayı fark ettim. İçinde
tek bir not vardı. Şeytanla randevu. Şimdi hatırlamıştım, zamanını ve yerini…
Evet, Şeytanla Randevum vardı. Biraz gecikmiştim sanırım… kim bilir beklide randevudan
uyanmıştım…
İsmail Aksoy 045728052014
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder