13 Ağustos 2011 Cumartesi

İsterim



Çok kirli bir yoldayım yine.
Bedenim zevklerimin peşinde, ruhum yorulmak bilmeyen bir arayışın zirvesinde.
Yetmiyor saatle, günler.

İsterdim, efsanelerdeki gibi ben diyeyim bin yıl, sen de on bin yıl yaşamak.
Sıkılmazdım hiç bir saniyesinden hayatın.

Öğrenmek isterim süngerin çektiği gibi bilgileri.
Görmek isterim gözden kaçanı.
Tatmak isterim sevilmeyen acıyı.
Dokunmak, hatta parmağıma batırmak isterim gülün dikenini.
Hissetmek isterim içi ürperten soğuğu, elleri yakan ateşi, kalbi param parça eden aşkı.
Koklamak isterim, yalnızlığın kokusunu... 

İsmailAKSOY
14.08.2011/08.17

12 Ağustos 2011 Cuma

Anlaşılmak İster Her Şey

          


          Anlaşılmak ister her şey... Her şey diyorum evet. İlk sırada insan... Sonrasında hayvan bitki... Ama sanma ki cansızlar anlaşılmak istemez. 
          Bir kitap mesela: Anlaşılmak ister, sen onu anlamadan sana bir şey vermez, veremez.
          Anlaşılmak ister kalem, anlayana yazdırır kendini. Anlamayanın elindeki kalem, mürekkebi harcanınca üzülür.
          Anlaşılmak ister kağıt, anlamadan yazarsan ona, tutmaz mürekkebi üzerinde, akıtır. Üzülür kağıt, gözyaşı mürekkeptir onun... Anlamazsın karalar buruşturur atarsın. üzülme ama o memnundur onu bıraktığına, anlamayanın elinde olmaktansa bir köşede anlaşılmayı beklemekten hoşnuttur...
          Anlaşılmak ister yemek, anlamazsan durmaz midende çıkartır kendini zorla... Bilir ama klozete ya da eski bir halının üstüne düşeceğini. Umurunda değildir, anlamayanla birlikte olmaktansa ziyan olmaya razıdır... Sen onu anlamazsan o hiç anlamaz seni.
          Anlaşılmadığını düşünen bir kişi anlamaya çalışmamıştır hiç karşısındakini. Hayatta hiç kimsenin sizi anlamadığını düşünen amatör insanlar, bırakın bu esprileri profesyonel tiyatrocular yapsın.

İsmailAKSOY
13.09.2010/06:48

8 Ağustos 2011 Pazartesi

İnsan Da Bir Yapboz Parçası Gibi Değil Midir, Kendi içinde?




— Yoruldum!
— Neden?
— Bilmem
— Saçmalama! Emin ol vardır bir neden.
— ...
— Sıkıldım?
— Neden?
— Bilmem.
— ...
— Bakma bana öyle gerçekten bulamıyorum bir neden.
— Saçma...
— Biliyorum...
— Hayret.
— ...
— Sessizlik ne kadar güzel bir şey değil mi?
— Bilmem...
— Yok artık!
— Şaka şaka... Evet, bende severim sessizliği.
— ...
— Sessizlik çoğu insana ya ölümü ya da huzuru hatırlatır dimi?
— Muhtemelen...
— ilginç değil mi sence? Yani insanlar ölümden korkarlar... Yani sessizlikten de korkanlar vardır o halde.
—    Sadece sessizlik kavramını düşündüğüm zaman o kadar da korkutucu gelmez bana.
—    Nasıl yani?
—    Korku değince aklına hangi renk geliyor?
—    Siyah... Kırmızı da olabilir. Kanı hatırlatıyor bana.
—    Siyahla kırmızıdan da korkuyor musun o halde?
—    Sessizlik, siyah ve kırmızı... Evet, düşününce ürkütücü geliyor...
—    Ha ha...
—    Ne oldu sen ne düşünüyorsun sence de korkutucu değil mi?
—    Baktığın açıya bağlı... Ve birleştirdiğin pazıl parçalarına da aynı zamanda.
—    Yapboz parçası? !
—    Yani bir benzetme sadece.
—    Kafamı iyice karıştırdın...
—    Yani diyorum ki sessizlik sana ölümü ve veya huzuru anımsatıyorsa... sessizliğin yanına koyduğun yapboz parçaları seni götürüyor aslında o düşünceye.
—    Doğru!
—    Kırmızı sana kanı hatırlatabilir... Ama aynı zamanda aşk ve seksi de hatırlatmıyor mu?
—    Doğru!
—    Yani yapboz parçaları nasıl dizilirse sen öyle düşünürsün...
—    Haklısın galiba.
—    Ve o yapboz parçalarını birleştirmek de senin elinde.
—    ...
—    Hatta o yapboz parçaları sayesinde şu an ki durumundasın... Unutma tek başına hiç bir şey anlamlı değildir hayatta... İnsanlar o yüzden beraber yaşamaya mahkûmlardır. Ve beraber yaşamaya alışamayan insanlar da kendilerini kötü hisseder. Peki, kötü olan nedir?
—    Nedir?
—    Sana soruyorum nedir?
—    Bilmem. Hiç düşünmedim.
—    Hah, hiç şaşırmadım. Ama şöyle söyleyeyim. Siyaha, kırmızıya, sessizliğe veya yalnızlığa ve bunun gibi kavramların hepsine insanoğlu anlamlar yüklemiş. Sana göre kötü olan diğerine göre iyi olabiliyorsa eğer... Bakış açımızı değiştirmek o kadar da zor bir şey olmamalı... Önemli olan her işte olduğu gibi istemek... Eğer sıkılmayı istemiyorsan sıkılmazsın. Emin ol. İnsanların verdikleri anlamlar değişkendir aynı insanların değişken olması gibi... Her insan bir diğerinden farklıdır. Yani önemli ola senin yüklediğin anlamlardır. Yoksa kültürel farklılıklar olmazdı. Dil farklılıkları hiç oluşmazdı. Ve dahası. Sen beyazın temiz olduğunu düşünürken diğer ülkelerdeki insanlar siyaha yorumlamış temizliliği. İki insanın arasında bile dağlar kadar fark olabiliyorken. Kavramlar sadece insanların uydurdukları şeylerse ve insanlar da hata yapabilme özelliklerine sahipse. Sen siyahtan korkarken diğeri sevgi besleyebiliyorsa... Her şey değişkendir.
—    O yüzden kendi kavramlarına gerçekten inanabilirsen bilmediğini söylediğin şeylerin aslında kafanın içinde çokta derinlerde olmadığını anlayabilirsin.
—    Haklısın galiba...
—    Peki değişmeyen şey nedir? Ya da değiştiremeyeceğin tek şey?
—    Bilmem demek istemezdim ama gerçekten bulamadım...
—    Yazar.
—    Nasıl yani?
—    Bence bugünlük bu kadar yeter... Sonra yine devam ederiz.
—    ... Bence de
—    ...
—    Hey adını sorabilir miyim?
—    ...
—    Şimdi daha iyi anlıyorum.

İsmailAksoy
09.08.2011/ 02.05 

7 Ağustos 2011 Pazar

Düşte AŞk



Aşk diyince içi titrer insanın, mutlu olsa da olmasa da.                  
Aşkı düşünmek ister, konuşmak ister, dinlemek ister.
Aşk evrenseldir, sınır tanımaz.
Din, dil ırk onu alakadar etmez.
Zorluk nedir bilmez.
Yorulmaz,
Bitmez,
Tükenmez.
Aşk diyince içi titrer insanın, genç olsa da olmasa da.
Aşk yaş nedir bilmez.
Aşk diyince içi titrer insanın, anlasa da anlamasa da.
Aşk tanımlanamadığı gibi tüm tanımları da yok eder.
Aşk diyince içi titrer insanın sevilse de sevilmese de.
Aşığın gözü kördür derler ya, yalan! Hem de büyük bir yalan!
Aşığın gözü iyice açılır aşkını görmek için, aşığın kulakları daha iyi duyar aşkını duymak için, sesi daha çok çıkar aşkını duyurabilmek için.
Aşk diyince içi titrer insanın, korksa da korkmasa da.
Korkma aşktan, aşkından.
Aşkın ve aşkının bir suçu yok.
Asıl olay sende
Çünkü:
Gördüğüne değil düşündüğüne aşık olur insan!

İsmailAKSOY
28.o5.2011/01:09
  

4 Ağustos 2011 Perşembe

Aşk Acısı Tatlı Kalır Yanında



Canım acıyor ve bu acıyı tarif edememek daha da acı...

Aşk acısı tatlı kalır yanında.

Bıçak tenime değmeden derin bir yara açmış sanki kalbimin tam ortasına.
Görünmeyen bir yara.
Hiç durmayan bir kanama.

Çıkar durmak bilmeyen kırmızı sıvı dışarıya.
Metalin soğukluğunu hissetmeden,
Kan dışarıya akmadan,
Vücudun ısısının azalması gibi, soğuk terler boşalır o minicik gözeneklerinden.
Etkidir ya bu.
Kalbin deşilmeden, ritmi normalken olması garip...

Rahatlamayla karışık bir ağırlık...
Uykusuzluğun verdiği değişik haller ve onlardan kurtulmaya çalışan bir bilinç.
Bilincin altındakilerle üstündekiler arasındaki savaş.
Uyuşuk bir beden...

Uyuşuk?

Beden?

Aslında uyuşuk sandığın bedenin değil beynin.
Uyutulmuş ninniler söylenmiş.
Hem gece uyumuş hem de gündüz bedenin.
Hiç sorma bana! “nerede gözlerim”?
Uyuşukluğa inat acıya inat çıkart şu içindeki sen olmayan sana dayatılmış seni.

Alakasız gibi görünen bin bir konu!
Aslında bariz belli her şey gör artık onu.
Karışmış bir yumak ip gibi,
Çözmek olduğu kadar da zevkli...

Çalıştır şu beyni, düşün.
Düşün ve mutlu ol.
Dinsin acın.
Kapansın yaran.
İşe yarar bir şey yap benim için,
Senin için,
Onun için,
Bizim için,

Aklın dolu ve karışık...
Ama gözlerin de var parlayan muhteşem bir ışık.
Söndürme seni.
Söndürme beni
Söndürme herkesi.
Dene bir kere  
Yeter tükettin be!
Bitirme soruları, sor daha zorlarını.

 İsmailAKSOY
  04.08.2011

31 Temmuz 2011 Pazar

Peki Kötü Olan Nedir?


İnsanlar sevmedikleri özelliklerini gizlemeye, yasaklamaya, sansürlemeye çalışırlar hayatı boyunca.


O özelliklerini kötü olarak adlandırır ve nefret eder adeta.
Peki, kötü olan nedir?

Bir bütün olarak yaratılmışsın ey yaratık! Neyin peşindesin sen hala.

Gerçek olan şey bu bütünlüğü yakalayabilmektir

İşte başarı ve mutluluk burada saklıdır.

Sansürlediğin özelliklerin kötü değil aslında, yaptığın bu davranış kötü olan.

Farkında olduğun hiç bir özelliğin kötü değildir.

Farkındaysan kontrol sendedir.

Farkında olmadığından kork!

En büyük kötülükler saklıdır aslında.

İsmailAKSOY
27.05.2011 /03.20

21 Temmuz 2011 Perşembe

İnsan Olmanın GereğiNDEN



Her şey ne kadar da farklı göründüğünden, neden?
NEsinDEN? NEyinDEN?
Kaybolup gidersin bu hayatta sebepsizliğinden
Soruların hepsi senin, cahilliğinden
İşte, vazgeçeceksin ümitsizliğinden
Farkında olmadığın, egoistliğinden
Belki de kabullenmemeni, kabullenmediğinden
DUR! bir dakika dinle kendini.
Yeter bu kadar saçmaladığın, içinden içinden.
Uzatma büyütme bu kadar her şeyi, gerekeni yaşa,
Gerekmeyeni salla.
Sahte tatla kandırma kendini
Korkma acıdan,
Korkma korkudan korkmaktan.
Sen yokken var olan bu dünya sen yokken de devam eder zaten.
Dünyaya küsüp de bir bok başardığını sanma, seni takmıyor zaten.
Hayat seninle dalga geçiyorsa sen onunla TAşŞŞŞşAK geç!
İşte o zaman her şey yoluna girer kendiliğinden
Unutma bunların hepsi insan olmanın gereğinden.

İsmailAKSOY
(02.04.2011/ 00.47)

19 Temmuz 2011 Salı

Yüz Altmış Bir Bin On

        




Bugün, yine izin verdim geçmişimin gözlerimin önünden geçip gitmesine. Ses çıkartamadım, sırıtamadım o günlere bakarak, dönüp bağıramadım arkasından...

İsmailAKSOY
(16.10.10)    

Gerçek Hayatta, Ayaktayken




Önce kabullenmeli her şeyi olduğu haliyle,
İyisiyle,
Kötüsüyle.
Sonra Biraz düşünmeli, sakin kafayla en derinine inmeli,
Neyle,
Kimle,
Nerede,
Ne yaptığını görmeli
Hayattaki rolünü bilmeli, bilmiyorsa öğrenmeli.
Açıkçası, kendine gelmeli!
Şöyle arada bir sarsmalı, sarsılmalı ve o melankolik ruh halinin keyifsiz dakikalarından vazgeçmeli.
Uyanmalı! Uyanmalı o gözleri açıkken daldığı ümitsizlik uykularından.
Ayık olmalı insan!
Yolda, boş boş gezerken bile beş duyu organının çalıştığını hissetmeli.
Kötüyü de,
İyiyi de görmeli, duymalı, koklamalı, dokunmalı, tatmalı.
Bunları yapmalı ki o uyuşuk beyni uyansın tembel rüyalardan, işe yaramayan sebepli sebepsiz insanın içini yiyip bitiren kuruntulardan.
Gözü kapalıyken burnuyla, kulaklarıyla, dokunuşuyla, diliyle görmeli hissetmeli yaşananları...
Boş geçmemeli hiç bir anı.
Her gün yeni bir şey öğrenmeli,
Öğrendiklerini de öğretmeli.
En önemlisi de abartmamalı hiç bir şeyi.
Öyle Tanrılaştırmamalı yaptığı işleri de.
Olduğu gibi yaşamalı, isyan edipte duvarlara bağırmamalı, külhanbeyliği yapmamalı.
Bahanelerin ardına da saklanmamalı.
Bahaneler uyutur insanı, ninni gibi gelir sana mayıştırır uyutur, uyutur, uyutur.
Ayağında sallar bir bebek gibi...
"UYANIK" sanırsın kendini...
Hem fiilen hem mecazen
Hepsi sen rüyandayken... Gerçek hayatta, ayaktayken...

İsmailAKSOY
(14.07.2010/03:14)

18 Temmuz 2011 Pazartesi

Yalnız Seni Hayal Edebilmek İçin Yalnız Kaldığım Yatağımda



Her gün hayalinle yatmak yatağa

Bir gece dudaklarının ihtişamıyla
Bir gece gözlerinin ışıltısıyla

Senin yerine acıyla sevişmek, yalnız seni hayal edebilmek için, yalnız kaldığım yatağımda...

Ama aldattım seni! Hem de her gece
Evet Evet! Aldattım senden ayrı kaldığım her gece
Bir gün Özlem'le
Bir gün Hasret'le aldattım seni...

Sonra Kara'nlıkla beraber olduk bir bütün gibiydik geceleri,
He birde Soğuk vardı, senin teninin sıcaklığını hissedemediğim her gece ona sarıldım.
Ama kalbim iyice buz kesti Soğuk'la.

Utanmıyorum yaptıklarımdan
Sen yokken daha nicesi vardı yanımda...

İsmailAKSOY
(13.07.10/00:00)

17 Temmuz 2011 Pazar

Bir Sevgi Seyahati



Nasıl başlayacağımı, ne yazacağımı bilmiyorum, seninle ilgili herhangi bir konuda ne yapacağımı bilmediğim gibi, sadece yazmak geliyor içimden yazmak, yazmak, yazmak… Aynı sana olan sevgim gibi nasıl davranacağımı bilmeden aciz bir şekilde sevmek, sevmek, sevmek…
Kendimi bazen Umut Treni’nin kaçak bir yolcusu gibi hissediyorum Hayal Dünyam’ da... Bir sonraki durakta tekme tokan kovulma korkusuyla yaşamak gibi işte…
Benim sandığım, Dünya’mın bana ait olmadığını öğrenip reel hayatın en ağır eziyetlerine dahi aldırmadan yola devam etmek… Her yeni durakta farklı yara almak, bezende topal ayakla kovulduğun trenin peşinden koşmak.
Yedi yirmi dört özlemle yaşamak, arzulamak. Her saniye bedenimin ve ruhumun seni istemesi... Hücrelerimin varlığınla yaşadığının farkına varıp onların ölümünü izlemeye göz yummak.
Bedenim ve ruhumun yasam mücadelesi verdiği anda en aciz ve en kolay yolu, ölümü sayıkladığını duymak. Kovulduğum trenin raylarına atlamayı ya da kimsenin olmadığı kuytu ve karanlık bir yerde sevgiliye olan açlıktan ölmesini beklemek. Bu bekleyiş sırasında ağlayan kalbimin bedenimi ve ruhumu beslemesini ve hayalimdeki Dünya’ma sahip olmak için haykırarak beni diriltmesini izlemek.
Hücrelerinin hücrelerime nüfus etmesini, zıt kavramının çekimiyle birleşmeyi, farklı sözcüğünün o korkutucu anlamını duygularımızla değiştirebilmeyi isteyip ve nihayetinde en derin uçurumları yok sayma içgüdüsüyle seninle olmak. Benim sandığım hayal dünyamın prensi olmak... Ama birde prensliği hak ettiğime inandığım anlar da eşsiz prensesin büyüsüne kapılıp aptallaşmak ve aciz bir bekleyişin içine girerek en zirvedeyken yerin dibini boylamak. Yahut ortada çıplak savunmasız bir bebek gibi birisinin kucağına almasını beklemek... Kendimi güçlü gösteren tüm duygu perdelerimin teker teker koptuğunu duyumsamak...
Lakin tüm olumsuzluklara rağmen, seninle Umut Tren’inin sonsuz sevgi seyahati boyunca aşkın tanımını yeniden yazmayı istemek…

İsmailAKSOY
09.09.09/02:09  

16 Temmuz 2011 Cumartesi

Tanışmaya Girişin Ön Sözündeki Denemesi

Sonsuz Bir Deneme Hali

          Yazdığım yazıların türünün ne olduğuna bir türlü karar veremedim yıllardır. Neden nasıl niye yazdığımı bilmeden karalayıp durdum elimdeki boş beyaz veya da yazılmış yıpranmış not sayfalarını. Biliyordum anlamsızlığımın içindeki anlamlılığımı. Anlamlılığımızı...
 İşin özü yazdıklarımın anlamını içten içe bir yerlere bağlayabilsem de türlerinin ne olduğuna ne olması gerektiğine bir türlü karar veremememdir. Evet, benim için pek önemli değil ama bilirsin insanoğlu işte düşünmeden yapamaz bir isim vermek ister yazdıklarına... Şiir yazıyorum demek ister, şairim ben diyebilmek için. Yazar olabilmek için de yazanlar vardır aralarında, yazmak için yazmaya çalışanlar, ama bir türlü deliği tutturamayan boş taş atıcılar. Tabi aynı zaman da okuyormuş gibi yapan beyinleri boş ama iyi göz takipçileri, eleştiriciler, yiyiciler tüketiciler...
 Bir türlü gelemediğim sadede gelirsem şunu demek istiyorum. Yazmaya, deneme yazarak başladım. Sonra yazdıklarıma deneme denemesi dedim kendi kendime... Evet, bu olmalıydı okuduğum onca muhteşem yazarın yazdıklarının, konuştuklarının, anlattıklarının, öğrettiklerinin, yanında benim yazdıklarım anca "Deneme denemesi" olabilirdi. Yazdıklarım, şiir olamaz onların yazdıklarının yanında, olsa olsa Deneme şiiri veya Şiir denemesi olabilirdi. Kafam da bunun gibi düşüncelerle boğuşurken şu günler de anladığım bir şey var yazdıklarının isminin cisminin ne önemi var ki çoğu zaman yazdıklarının için de kaybolan bir insan için... Ne acıdır ki ilham perisi kaybolduğu zamanlarda kalem kıpırdatamayan ben, ilham perimle sevişirken bunları düşünecek vakit bulamıyorum artık. Yazdıklarımın NE olduğunu soran bir kişiyle ettiğim sohbette buna benzer sözlerden fazlasını söylediğimi sanmıyorum. Ne yazarım ne şair, sonsuz bir denemenin içinde üzerime düşen görevi yapıyormuş hissiyle devam ederim yoluma... (Haddini) Öğrenmeye, öğretmeye, her an hazır ve nazır bir tanışıklık olsun isterim, sana ve bana... Yani gel! Gör oku şunu bunu, onu, beni. Sonsuz bir deneme hali aldı beynimi... İste olsun şimdi tanışmanın da bir denemesi... 

İsmailAKSOY
           2011