30 Aralık 2011 Cuma

İyi Kafa Açarsın




Sürüsüne bereket anlamlanmayı bekleyen düşünceler, karmaşa halinde beynimin içinde. Cümlelerimin yamukluğu beynimin kayışını koparmasından... Bir an da var olan sıkıntılı fikirleri anlatmaya başladığımda boş bir beyaz sayfaya dönüşür. Zihnimde canlanan koyu mürekkep silinmeye başlar ve yok olur.

Saman bile yoktur. Tahtalar ve çiviler eksik sayılmaz, eksik olacak tahta veya çivi yokken.  Sarar tüm hücreleri koyu renkli mürekkep. Anlatmaya başlayınca beyaz kâğıda, önce çiviler sökülür tahtalardan, sonra birkaç tahta eksilir ve kaybolur arda kalanlar da liflerinden ayrılıp saman olur. Samanları inek yer. İnek dağa kaçar. Dağ yanar biter kül olur. Komşunun oğlu zaten bir şey getirmediği için bana, hikâye ortadan başlar.

Başı olmayan bir hikâyeye giriş yapmaya çalışmakla geçer saatler. Dene deneyebildiğin kadar. Yeterli çabayı göstermediğin için anlamazlıktan gelirsin.

Yetmez.

Öyle yaparsın ya... Hal böyleyken yaptıkça yapasın gelir.Saçmalarsın.
İlk başta gülünür komiktir saçmalamak. Daha başındasındır labirentin. Girdiğin kapı gözden kaybolunca heyecanlanırsın yeni bir maceraya adım atarsın.

Denersin denersin...

Yolunu bulmayı bir türlü beceremezsin.

Sıkıntı başlar, afakanlarla tanışırsın.

Memnun olsan da belli etmezsin, beklediğin ilgiyi onlardan almak istemezsin.

Saçmalarsın saçmalarsın. Anlatmaya çalıştıkça daha da saçmalarsın.

Ama içten içe çıkış yolunu hep arasın. Yenilgiyi kabullenmeyle kabullenmeme arasında gidip gelirken farklılaşırsın, çirkinleşirsin.

Önce saçmalamaya sonra suçlamaya devam edersin.

Bir fikir canlanın tekrar. Her şeyin bir sebebi vardır.

Karmaşa yavaşça azalır. Boşa çektiğin küreklere yanarsın. Sonra boşa olmadığını anlarsın.

İyi kafa açarsın.

İsmailAKSOY
(30.12.2011/23:32)

12 Aralık 2011 Pazartesi

Belki de Âşık Olabileceği



Belki de âşık olabileceği bir çift göz aradı,
Bakar körü oynarken.
Baktıkça bakası gelecek çift göz.

Belki de âşık olabileceği bir çift dudak aradı.
Sözleriyle tadı da güzelleşen dudaklar.

Belki de âşık olabileceği bir çift kulak aradı.
Anlamak için dinleyen.

Belki de âşık olabileceği bir çift yanak aradı.
Utandığında kızaracak yanaklar.

Belki de âşık olabileceği bir çift el aradı.
Dokunmadan dokunuşunu hissedebileceği bir çift el...

Belki de âşık olabileceği bir vücut aradı.
Ama hayallerinden başkasını bulamadı.

Aramakla bulunabilir mi aşk?

Gene de mutluydu her hücresi.
Sevgiyle doluydu içi.
Sağına, soluna baktı Aranmayı bıraktı.

Hatırladıklarıyla oyalandı yoğurdu üflerken.


Belki de amacı aşkı yaşatabileceği bir çift ruh olmaktı.

İsmailAKSOY
(12.12.2011/23.50)



1 Aralık 2011 Perşembe

Vazgeçtim bugün benden



Beni yenilgiye uğratabilecek tek şey BEN.
Hani bunun Türkçe de ki karşılığı yenilmemek için BENden vazgeçmek.
İnsanoğlunun en büyük yanlışı BENden değil benliğinden vazgeçmesi.
Vazgeçtim bugün benden
Ve benliğimi kazandım.
Eksi bir artı bir eşittir bir oldu.

28 Kasım 2011 Pazartesi

Saçmalama



Kaybettim birkaç saatliğine en başarılı olduğum yeteneklerimden birisini.
Saçmalayamadım.
Ne büyük bir acizliktir elindekini kaybetmek.
Yok canım o kadar da saçmalamamışım.
Bak işte yastığımın altındaymış.
O halde saçmalayalım ki 
Ciddilik anlam kazansın.

11 Kasım 2011 Cuma

Sizi Terk Ediyorum



Bir şarapçının sözleriyle bu kadar mutlu olabileceğini hiç hayal etmemişti.
“Bana para verir misin şarap alacağım, ben şarapçıyım” dedi, soğukta prova alan gençlere.
Konsantrasyonları bozulmamıştı.
Diğer insanların yanlarından geçerkenki bakışları yoktu şarapçının yüzünde.
Ve rahatsız etmemişti gençleri onun bu davranışı.
Samimiydi şarapçı.
Gençler verdiler ceplerinden çıkan ilk bozuk paraları.
Derken konuşmaya devam ettiler.
Şarapçıyla geçen komik muhabbetin üzerine sarıldılar bile.
Tabi içki kokusu ve üzerinin pisliği ilk önce itici gelsede sarılırken samimiydiler.
Bir şarapçının sözleriyle bu kadar mutlu olabileceğini hiç hayal etmemişti.
Ve “Sizi terk ediyorum” dedi şarapçı.
Ekleyerek;
Beni sevmeyin evlatlar,
Ama ben sizi çok sevdim.
Siz beni sevmeyin çocuklar.
Sizi terk ediyorum.
Dedi ve gözden kayboldu Şarapçı.

İsmailAKSOY

1 Kasım 2011 Salı

Huzurlu Geceye Günaydın Dedi

 
Yorgun geçen bir günün ardından, huzurlu geceye “Günaydın” dedi.
Yorgun günden arta kalan tek problem bacaklarıydı.
Diz kapaklarında çekiçler dans ediyor, sanki içten içe çatlıyorlardı.
Kaval kemikleri dört dörtlük ritimde tok bir do zonkluyordu.
Ayaklarının altındaki anlamsız ağrıyı artık ayaklarının üzerinde daha sağlam durabilmesine bağlıyordu.
Daha sert basıyordu yere.
Hiç olmadığı kadar dikti bedeni.
Soğuktan tutulan boynunu her sağa sola çevirdiğinde çıkan çat çut sesleri umurunda değildi artık. Zevk bile almaya başlamıştı.
 Çayını yudumlarken aldığı hazzın tarifi yoktu.
İşe yaramışlığın verdiği gururla içti.
Farkına varmıştı bugün yine birçok şeyin.
Farkına varmıştı güzelliklerinin.
Farkına varmıştı hatalarının.
Ne kadar acı çekse de daha sert basmalıydı yere patlayacak olsa da diz kapakları.
Ve
Yorgun geçen bir günün ardından, huzurlu geceye “Günaydın” dedi.
Belki de uzun zamandır yeni uyanmıştı uykusundan.
Anladı onu gece.
Ve hiç yadırgamadı.
Geceye yakışır bir şekilde karşıladı.
Soğuk, karanlık ve yalnız...
Konuşacak çok şeyleri vardı.
Fakat yorgun günden arta kalan tek problem bacaklarıydı.
Gülümsedi gece.
Düşünecek çok şeyleri vardı.
Ama bizimki birden derin bir uykuya daldı.
Gece de gününün aydın olamayacağını anladı.

İsmailAKSOY
(02.11.11/00.16)

24 Ekim 2011 Pazartesi

Daha Çok Yıllanman Gerekmiş


Büyüyememişsin oğlum
Daha çok yıllanman gerekmiş,
Dolu dolu yıllar yaşaman.
Sindirememişsin oğlum
Daha çok düşünmen gerekmiş.
Yürüyememişsin oğlum
Daha çok düşmen gerekmiş.
Bilememişsin oğlum
Evdeki hesabı çarşıya uydurman gerekmiş.
Yenememişsin oğlum
Cahillikler yüzünden daha çok kayıp vermen gerekmiş.
“Bana seni gerek” demiş,
Anlayamamışsın oğlum
Daha çok düşünmen gerekmiş.
Anlayamamışsın Yunus’u Mevlana’yı
Anlayamamışsın Hikmet’i Yücel’i
Kısa kalmış senin akıl küreğin.
Necip gibi zannetme kendini.
Bugün yine öğrendin haddini.
Bak kaybetmişsin kendini.
Bari kaybetme ümitlerini.

Hak etmemişsin oğlum
Dün kaybettiğin şeyleri, bugün yine...
Sen, sen ol, sen olmaktan vazgeçme.

Düşünmemişsin oğlum yeterince.
Düşmemişsin daha en derine.
O halde ayağa kalk düne ağlamak yerine.
Yaşa bugünü, yaşa ki yarın ağlamayasın yine.
Kalk ayağa at bir adım daha.
Düşün.

İsmailAKSOY
(24.10.11/16:45)

24 Eylül 2011 Cumartesi

Korkma hata yapmaktan çekinme bu kadar hayattan


Büyük düşün ki büyük ölesin
Küçük düşünenlerin arasındaki en büyük insan, büyük düşünenlerin arasındaki en küçük insandan bile daha aşağıdadır.
Amaç hayalperest bir nesil ortaya çıkartmak değil.
Sen veya ben değişemeyiz.
İster kabul et ister kabul etme fakat tam anlamıyla kökten bir değişim yok.
Bugün senin ve benim ruhani değişimden kastımız gelişimdir.
Değişim yoktur gelişim sonsuzdur.
Değişmeye çalışma kendin ol.
Denge ve cesaret...
Açıkların ve hataların olacaktır.
Önemli olan aynı hataları yaptığında öğrenme halinin azalmaya doğru gitmesidir.
Aynı hatalardan her gün daha fazla şey öğreniyorsan bu senin geliştiğinin değil... Her Geçen gün köreldiğinin göstergesidir. Ancak bir süre sonra aynı hatalarındaki öğrenme payın azaldıkça hatayı yapma olasılığının da azaldığını görürsün. İşte o zaman sen gelişmektesindir.
Vazgeçme seni yolundan ayıracak hiçbir acıdan.
Hayatında yapabileceğin hiçbir öğrenme şekli hatalarından ortaya çıkan çıkarımlarından daha değerli ve etkili olamaz.
Korkma hata yapmaktan, çekinme bu kadar hayattan.


İsmailAKSOY
(25.09.2011)

23 Eylül 2011 Cuma

Koyundan kukla


Dün koyunduk bugün kula.
Yarın olacağız koyundan kukla.
Ya sonra?
Sonra diyecekler koyun şu kuklaya.
Haydeee.

İsmailAKSOY
(24.09.2011)

21 Eylül 2011 Çarşamba

Yok Olmak Diye Bir Şey Yok




Bu kadar zor olmamalı.
Zorlaştırılmamalı.
Anlamlandırabilirsin hayatını.
Çıkmazdaysan, yol bulabilirsin.
Dipte olduğunu zannettiğin anlar da dibin de dibine inebilirsin.
Yaşarsın, ölürsün... Yanarsın kül olursun... Tekrar doğarsın.
Var olup devam etmek senin elindeyken yok olamazsın.
Yeter ki anla kendini...
Şu hayatta kendine bir yer edin. Varlığını yok etmeye uğraşma boşuna.
Boş bu uğraşlar beceremezsin.
Yok, olmak diye bir şey yok...
Aslen hiçbir şeyken, yok olamazsın hiçbir şey olmadan var olamayacağın gibi.
Düşün, düşün, düşün...
Yok olmaya çalışma hiç bir şey ol.
Kukla olma o pis ellere.

Tek bir adım...
Seni ve beni tamamen büyütebilir.
Sen, ben, o, biz, siz, onlar.
Yolunu çiz kendin ol.
Kukla olma!
Aptalı oyna...
Emin ol böyle daha iyi oldu.


İsmailAKSOY
(22.09.2011)

17 Eylül 2011 Cumartesi

Bilgiyi bilme bilgisi




Öğrenmek güzeldir,
Öğrendiklerinin farkındaysan eğer.
Hayat bir öğrenme halidir.
Kimine göre boş kâğıda yazılan şeylerdir,
Kimine göre bildiklerinin tekrar doğma şeklidir.
Farklı şekillerle açıklanmaya çalışılsa da sonuç aynıdır.
Her an öğrenilir her an öğretilir.
Öğrenmek nefes alıp vermek gibidir. Farkında bile değilsindir çoğu zaman.
Düşünmeye bilirsin öğrendiklerini, nefes alış verişini düşünmediğin gibi...
Ama sonuç değişmez, sürekli öğrenir ve öğretirsin.
Yanlışı da öğrenirsin,
Doğruyu da öğretirsin...
Yorumlarsın anca, bakış açının genişliği kadar.
Bir tepki verirsin anladığın veya seni ilgilendirdiği kadarıyla.

Bilgiyi öğrenirsin.
Çaba gösterirsin.
Amacın yoksa eğer, öğrenmenin gerçek anlamını öğrenmemişsen, işte çoğu zaman boşa çıkar çabaların ve fark etmeden bedeninle ruhunla öğretileni yaşarsın.

Beynin açtır ve açıktır bilgileri sömürmeye.
Öğrendikçe büyür, gelişir daha fazla acıkır.
Midenin nasıl yemeklere zaafı var ise beyninin de bilgilere düşkünlüğü vardır.
Fakat beyinin ayırt etmez bilgileri.
Her şeyi yer ama bitirmez saklar senin için.
Sen onu en büyük zaafından mahrum bırakmazsan eğer...
Öğrenmemek için uğraşırsan kenara çeker kendini yine dediğini yapar.
Ama öğrenmeye devam eder yanlış dahi olsa sana sadıktır.
Sen onu kullanasın diye her yolu dener hep ümitlidir ama kullanmayı bilmiyorsan eğer...
İşte burada öğrenmeyi öğrenme ve bilgiyi kullanmayı bilme bilgisi çıkar ortaya...
Bilgiyi bilme bilgisi veya...
Kısaca sadece kaybetme kendini aç gözlerini bak etrafına. İşte her şey meydanda...
En kolayından başla...
Düşün bir anlam kazandır hayatına.

İsmailAKSOY
(18.09.2011/03:44) 

4 Eylül 2011 Pazar

Hem Gerileceksin Hem De Gerileyeceksin



Yaşadıklarından bir türlü ders alamayan, hedeflerinden ve amaçlarından araçları yüzünden cayan, hayatının ve kendisinin tam anlamıyla farkına varamayan sen...
Biliyorum şu an ümitsizlik okyanusunda bir sandal gibisin. İstediğin yerlere gidebilmen için yardımcı olacak rüzgârı bırak kafasına göre sürükleyecek bir dalga bile yok.
Ortalarda bir yerlerde kalmışsın, bir başına.
Hayat bitti senin için.
Ya açlıktan ya da susuzluktan öleceksin, ellerini sandal ilerlesin diye kullanmazsan...
Güneşin vücudunu kızarttığını hissettiğin gibi beynini kavuruyorsun bu boş ve sıkıcı düşüncelerle. O anlardaki susuzluk hali gibi iste hayatı, arzula.
Ölmeden mezara koyma kendini, mezar olabilecek bir şeye sahip değilken.
Kandırma ruhunu ve bedenini arkadaş!
Madem uydurduklarına inanmakta bu kadar ısrarlısın o halde SEN düşün ve SEN inan her zaman ki gibi.
Böyle devam ettikçe hem gerileceksin hem de gerileyeceksin.
Düşüncelerin içinde boğulmak yerine,
Değişmek yerine,
Geliştir kendini.
Sorunlarının farkındasın arkadaş!
Anlatma artık dertlerini çilelerini ona, buna, şuna, bana-aynalara...
Sen hariç zaten herkes farkında...
Yık duvarları ez ezilmesi gerekenleri, çık zirveye.
Sen kontrolü ele aldığında sen ve senin gibilerde çıkar zirveye.
Hak etmeyene bıraktığın yeter şu hayatı.
Yeter oynattı ve yönetti seni hayat.
Oyunu bitir ver selamını. Al alkışını. Çık zirveye.
Sen çıktığında senin gibiler de zaten seninle.
Yetmedi mi sana o egonu tatmin eden alkışlar ve ıslıklar? Egonun kontrolü altında kalma. Sen kontrol et egonu.
Bırak ikiyüzlülüğü yavşak!
Yetmedi mi sömürdüğün zaman?
Etrafına bak. Aç gözünü biraz. Her şey ortada düşün sadece algılamaya çalış, sorularının cevabı sorunun içinde verilmiş zaten.
Kendine gel kendine sen kendine gelemezsen kim getirebilir seni kendine?
Düşün
Düşün
Düşün
Şimdi bir adım daha attık işte..


İsmailAKSOY
05.09.2011/00:16

27 Ağustos 2011 Cumartesi

Yalanıp duruyoruz hayat boyunca



Yalan hayat,
Yalan dünya,
Yalan aşk,
Yalan arkadaşlık,
Yalan dostluk,
Yalan hedef,
Yalan yaşam,
Ve Yalan olan bir sürü vesaire...

İnanırız düş gücümüzün oluşturduğu yalanlara.
İnanır ve inandırmaya da çalışırız hayatımız boyunca.

Zannederiz ve zannettiririz.
Farkında olmadan kapatırız gözlerimizi hayata,
Uyuruz.
Ve dalarız yalanların rüyasına.

Kafamızda oluşturduğumuz küçük hikâyeler,
Döner elbet büyük yalanlara.

Yalan
Yalan

Yalan
Yalan
İster inan
İsteme inan

Olmuşuz yalanın köpeği
Yalanır dururuz bir it gibi.

İster kötü yalan, ister büyük yalan.

Yalan
Yalan

Dolan
Dolan.

Ne yalan söyleyeyim sen yalan, ben yalan.
O yalan bu yalan.
Umutsuzum dersem yalan
Mutsuzum dersem yine yalan.
Sarhoşum dersem bu en büyük yalan.

Bunların hepsi uydurma bir yalan.
Ama bari sen uydurma bir yalan.

Yalan yalan, dolan dolan
İster inan, isteme inan.

Yalan söylemeyi alışkanlık haline getirmiş olan.

Sen en iyisi adi bir köpek gibi yalan.
Önce sağa yalan sonra sola yalan.

 İsmailAKSOY
   23.08.11

13 Ağustos 2011 Cumartesi

İsterim



Çok kirli bir yoldayım yine.
Bedenim zevklerimin peşinde, ruhum yorulmak bilmeyen bir arayışın zirvesinde.
Yetmiyor saatle, günler.

İsterdim, efsanelerdeki gibi ben diyeyim bin yıl, sen de on bin yıl yaşamak.
Sıkılmazdım hiç bir saniyesinden hayatın.

Öğrenmek isterim süngerin çektiği gibi bilgileri.
Görmek isterim gözden kaçanı.
Tatmak isterim sevilmeyen acıyı.
Dokunmak, hatta parmağıma batırmak isterim gülün dikenini.
Hissetmek isterim içi ürperten soğuğu, elleri yakan ateşi, kalbi param parça eden aşkı.
Koklamak isterim, yalnızlığın kokusunu... 

İsmailAKSOY
14.08.2011/08.17

12 Ağustos 2011 Cuma

Anlaşılmak İster Her Şey

          


          Anlaşılmak ister her şey... Her şey diyorum evet. İlk sırada insan... Sonrasında hayvan bitki... Ama sanma ki cansızlar anlaşılmak istemez. 
          Bir kitap mesela: Anlaşılmak ister, sen onu anlamadan sana bir şey vermez, veremez.
          Anlaşılmak ister kalem, anlayana yazdırır kendini. Anlamayanın elindeki kalem, mürekkebi harcanınca üzülür.
          Anlaşılmak ister kağıt, anlamadan yazarsan ona, tutmaz mürekkebi üzerinde, akıtır. Üzülür kağıt, gözyaşı mürekkeptir onun... Anlamazsın karalar buruşturur atarsın. üzülme ama o memnundur onu bıraktığına, anlamayanın elinde olmaktansa bir köşede anlaşılmayı beklemekten hoşnuttur...
          Anlaşılmak ister yemek, anlamazsan durmaz midende çıkartır kendini zorla... Bilir ama klozete ya da eski bir halının üstüne düşeceğini. Umurunda değildir, anlamayanla birlikte olmaktansa ziyan olmaya razıdır... Sen onu anlamazsan o hiç anlamaz seni.
          Anlaşılmadığını düşünen bir kişi anlamaya çalışmamıştır hiç karşısındakini. Hayatta hiç kimsenin sizi anlamadığını düşünen amatör insanlar, bırakın bu esprileri profesyonel tiyatrocular yapsın.

İsmailAKSOY
13.09.2010/06:48

8 Ağustos 2011 Pazartesi

İnsan Da Bir Yapboz Parçası Gibi Değil Midir, Kendi içinde?




— Yoruldum!
— Neden?
— Bilmem
— Saçmalama! Emin ol vardır bir neden.
— ...
— Sıkıldım?
— Neden?
— Bilmem.
— ...
— Bakma bana öyle gerçekten bulamıyorum bir neden.
— Saçma...
— Biliyorum...
— Hayret.
— ...
— Sessizlik ne kadar güzel bir şey değil mi?
— Bilmem...
— Yok artık!
— Şaka şaka... Evet, bende severim sessizliği.
— ...
— Sessizlik çoğu insana ya ölümü ya da huzuru hatırlatır dimi?
— Muhtemelen...
— ilginç değil mi sence? Yani insanlar ölümden korkarlar... Yani sessizlikten de korkanlar vardır o halde.
—    Sadece sessizlik kavramını düşündüğüm zaman o kadar da korkutucu gelmez bana.
—    Nasıl yani?
—    Korku değince aklına hangi renk geliyor?
—    Siyah... Kırmızı da olabilir. Kanı hatırlatıyor bana.
—    Siyahla kırmızıdan da korkuyor musun o halde?
—    Sessizlik, siyah ve kırmızı... Evet, düşününce ürkütücü geliyor...
—    Ha ha...
—    Ne oldu sen ne düşünüyorsun sence de korkutucu değil mi?
—    Baktığın açıya bağlı... Ve birleştirdiğin pazıl parçalarına da aynı zamanda.
—    Yapboz parçası? !
—    Yani bir benzetme sadece.
—    Kafamı iyice karıştırdın...
—    Yani diyorum ki sessizlik sana ölümü ve veya huzuru anımsatıyorsa... sessizliğin yanına koyduğun yapboz parçaları seni götürüyor aslında o düşünceye.
—    Doğru!
—    Kırmızı sana kanı hatırlatabilir... Ama aynı zamanda aşk ve seksi de hatırlatmıyor mu?
—    Doğru!
—    Yani yapboz parçaları nasıl dizilirse sen öyle düşünürsün...
—    Haklısın galiba.
—    Ve o yapboz parçalarını birleştirmek de senin elinde.
—    ...
—    Hatta o yapboz parçaları sayesinde şu an ki durumundasın... Unutma tek başına hiç bir şey anlamlı değildir hayatta... İnsanlar o yüzden beraber yaşamaya mahkûmlardır. Ve beraber yaşamaya alışamayan insanlar da kendilerini kötü hisseder. Peki, kötü olan nedir?
—    Nedir?
—    Sana soruyorum nedir?
—    Bilmem. Hiç düşünmedim.
—    Hah, hiç şaşırmadım. Ama şöyle söyleyeyim. Siyaha, kırmızıya, sessizliğe veya yalnızlığa ve bunun gibi kavramların hepsine insanoğlu anlamlar yüklemiş. Sana göre kötü olan diğerine göre iyi olabiliyorsa eğer... Bakış açımızı değiştirmek o kadar da zor bir şey olmamalı... Önemli olan her işte olduğu gibi istemek... Eğer sıkılmayı istemiyorsan sıkılmazsın. Emin ol. İnsanların verdikleri anlamlar değişkendir aynı insanların değişken olması gibi... Her insan bir diğerinden farklıdır. Yani önemli ola senin yüklediğin anlamlardır. Yoksa kültürel farklılıklar olmazdı. Dil farklılıkları hiç oluşmazdı. Ve dahası. Sen beyazın temiz olduğunu düşünürken diğer ülkelerdeki insanlar siyaha yorumlamış temizliliği. İki insanın arasında bile dağlar kadar fark olabiliyorken. Kavramlar sadece insanların uydurdukları şeylerse ve insanlar da hata yapabilme özelliklerine sahipse. Sen siyahtan korkarken diğeri sevgi besleyebiliyorsa... Her şey değişkendir.
—    O yüzden kendi kavramlarına gerçekten inanabilirsen bilmediğini söylediğin şeylerin aslında kafanın içinde çokta derinlerde olmadığını anlayabilirsin.
—    Haklısın galiba...
—    Peki değişmeyen şey nedir? Ya da değiştiremeyeceğin tek şey?
—    Bilmem demek istemezdim ama gerçekten bulamadım...
—    Yazar.
—    Nasıl yani?
—    Bence bugünlük bu kadar yeter... Sonra yine devam ederiz.
—    ... Bence de
—    ...
—    Hey adını sorabilir miyim?
—    ...
—    Şimdi daha iyi anlıyorum.

İsmailAksoy
09.08.2011/ 02.05 

7 Ağustos 2011 Pazar

Düşte AŞk



Aşk diyince içi titrer insanın, mutlu olsa da olmasa da.                  
Aşkı düşünmek ister, konuşmak ister, dinlemek ister.
Aşk evrenseldir, sınır tanımaz.
Din, dil ırk onu alakadar etmez.
Zorluk nedir bilmez.
Yorulmaz,
Bitmez,
Tükenmez.
Aşk diyince içi titrer insanın, genç olsa da olmasa da.
Aşk yaş nedir bilmez.
Aşk diyince içi titrer insanın, anlasa da anlamasa da.
Aşk tanımlanamadığı gibi tüm tanımları da yok eder.
Aşk diyince içi titrer insanın sevilse de sevilmese de.
Aşığın gözü kördür derler ya, yalan! Hem de büyük bir yalan!
Aşığın gözü iyice açılır aşkını görmek için, aşığın kulakları daha iyi duyar aşkını duymak için, sesi daha çok çıkar aşkını duyurabilmek için.
Aşk diyince içi titrer insanın, korksa da korkmasa da.
Korkma aşktan, aşkından.
Aşkın ve aşkının bir suçu yok.
Asıl olay sende
Çünkü:
Gördüğüne değil düşündüğüne aşık olur insan!

İsmailAKSOY
28.o5.2011/01:09