Sessiz notlar yazıyorum ben, içinden okuyacağın cinsten.
Dudaklarını kıpırdatmadan...
Tonlama filan yapmayacaksın öyle. Gelişi güzel okuyacaksın, düz. Karakter yüklemeyeceksin onlara. Kendine okuyacaksın. Çok anlam yüklemeyeceksin. Uzun uzadıya ayıklamayacaksın kelimeleri. Bütününü düşüneceksin. Anladığın sana kalacak... söylemeyeceksin. Her şey söylenmez öyle. Yapacaksın bazen. Sadece yapacaksın. Anlatmayı bırakıp göstermeyi öğrendiğin gün yakanı bırakacaklar...
tabi anlatmak kolay, anlatmak basit, nihayetinde anlatmak anlatmaktır işte!
Ama göstermek güç.
Kocaman bir ama kadar güç.
Hiç yoktan bir kolun kalkması, bileğin uyum sağlaması ve parmağının nişan alması gerek.
Doğru açıda olmalı yoksa "şu, şu... o değil, şu" yakınması başlar. Şimdi işin yoksa git yanına göster... aman boşver.
İsmail Aksoy (1608020417)
... Sonsuz Bir Deneme Hali
Aklın da karışması gerek fikirle kaynarken, dibinin tutmaması için.
2 Mayıs 2017 Salı
29 Kasım 2014 Cumartesi
Uyku Tanrısı
bi uyku tanrısı olsaydı eğer ona tapardım... Ama ibadetini yerine getiremez ve yine cehennemlik olurdum... Kim bilir belki de niyetten yırtardım be!
9 Eylül 2014 Salı
Film
Seyredilmeye değer, gizemli ve sonu havada kalan bir film olsun aramızdaki ilişki… Oyuncuları ve gerçek seyircileri biz olalım sadece. Açıklamaya gerek duymayalım seyredenlere, herkes o an anladığı kadar anlasın filmimizi.
Unutalım sonra…
Bir gün dolacaktır elbet anı kumbaralarımız…
Kırıldığı vakit tekrar hatırlayalım ve yeniden anlamlandıralım.
Herkes kendi kadar anlasın, yeni anlamlar çıksın ortaya.
Unutalım sonra…
Sonra…
Hatıra tedavülünden kalkana kadar anılarımız, ölümsüzlüğü yaşayalım.
İsmail AKSOY 0340090914
Unutalım sonra…
Bir gün dolacaktır elbet anı kumbaralarımız…
Kırıldığı vakit tekrar hatırlayalım ve yeniden anlamlandıralım.
Herkes kendi kadar anlasın, yeni anlamlar çıksın ortaya.
Unutalım sonra…
Sonra…
Hatıra tedavülünden kalkana kadar anılarımız, ölümsüzlüğü yaşayalım.
İsmail AKSOY 0340090914
24 Haziran 2014 Salı
Giy Siyahları 2. Bölüm: Yabancılaşma
1. Bölüm İçin; Randevu
Yabancılaşma
Gözlerini açtığında kapının dışındaydı artık. Tüm
konuşulanlar ve yaşananlar bir hayalden ibaretti sanki. Seri ve büyük adımlarla
yürüyordu… aynı kabuslarındaki gibi. Yaşadığı anın gerçek olduğu kanısına
buradan vardı, bir rüya görüyor olsaydı şimdiye kadar koşuyor olurdu. Emin
olabilmek için aynı tempoyla biraz daha yürüdü. İçindeki koşma arzusunu
söndürüp, şu yeni moda sigara çöp kutularından birine doğru fırlattı;
“söndürmeden atınız” yazan. Ciğerlerinde kalan son dumanı üflerken kaygılarını
tellendirmeye başladı. Handiyse sevinçliydi. Yürür-koşarken ceplerinden bir
şeylerin döküldüğünü fark etti, aldırmadı… Arkasına bakamıyordu bıraktığı korku
küllerini temizlemek niyetinde değildi. Bedeninin aksine yorgundu ruhu…
Buğulanmış bir gözlük camından farksızdı teni. İlk çatlak bacaklarından geldi,
kalbinden beklerken. Sonra sol ayak bileği çözüldü, aldırmadı. Nereye gittiğini
bilmese de bir yere yetişecekmiş gibi yürüyordu… Alışkanlık. Yollar yabancıydı.
İnsanlar boştu. İçinde bir şey ondan önde yürüyordu, mesafe hiç kapanacak gibi
değildi… İleriden yürüyen yandan baktı iyice hızlandı sonra yan kaldırıma geçip
durdu. Anlık sessizlik.
Ara tekrar açıldı hiç kapanmamak üzere. İçinde yoktu artık.
Geride kalan neydi bilmiyordu. Yabancılaşma… Tanıdık bir şeyler aradı gözleri.
Buldu. Şehvet Vapuru veyahut Zevk Tüneli… Durdu, o an ruhsuz geldi tünel ve Şehvet
Vapuruna yol aldı. Son seferi yakaladı, on beş dakika erken. Oturdu.
Çantasından kadınları çıkardı, tek tek okumaya başladı. Bazısı bir kelimeydi, bazısına
kelimeler yetmiyordu. Kadınlar, Bukowski’nin kadınları… Vapur yanaştı, boşaldığı
gibi tekrar doldu. İşi bitti vapurun… Yaşananlar orada kalacaktı. En son indi,
ama en önce tepeye tırmanmaya başladı… Koşayürürken kuleye selam çaktı. Artık
tanıdıktı her şey. Daha rahattı. Tanıdık kalabalık. Tanıdık gürültüler. Tanıdık
güzellikler ve çirkinlikler. Zirveye vardı. Kaçmıyordu. Kaçmamalıydı. Kendisi
istemişti gerçeği… Ağır gelmiyordu artık. Etrafına baktı… Kalabalık. Kayıp kalabalık.
Çeşit çeşit anlam vardı orda. Daldı aralarına. Anlam bulmak için değil bu kez kaybolabilmek
için. Yolu iyi biliyordu. Önce unuttu bilinçlice. Temizlenince, çıktı içinden… ve bilgi pasajına girdi. Harf dostlarının yanına…
İsmail Aksoy
195224062014
28 Mayıs 2014 Çarşamba
Kağıt
Yüze söyleyemediğin şeyi yazmayacaksın dost... Kağıt saklanılacak karanlık bir gece değil aksine güneşin ta kendisidir...
İsmail Aksoy (0324290514)
İsmail Aksoy (0324290514)
27 Mayıs 2014 Salı
Giy Siyahları 1. Bölüm: Randevu
Uzun zamandır derin bir uykudaydı Mr. Hyde... Serin ve kuru bir yerde saklamıştım.
Çocukların ulaşamayacağı kadarda yüksekte… Uyandığının farkında değildim. Koyu bir korkuyla uyanmış, öyle söyledi. Rüyasında benim hayatımı yaşıyormuş, uykuya
daldığından bugüne kadar olan bütün yaşantımı en ince ayrıntısına kadar
anlattı. İliklerime kadar üşüdüğümü hissettim. Aramızda mesafe yoktu, daha dün konuşmuşuz kadar arkadaşçaydı tavırlarımız. Bunca zaman sonra bir
değişimin olacağına inandırmıştım kendimi, onun ne yapacağına dair bir fikrimin
olmamasına rağmen, ben emindim; fazla yüzgöz olmayacaktım. Ağzından çıkan her söz bir fırtına gibi
yüzüme vuruyordu. Bakışları gözlerimi donduruyor, yaydığı enerji kalbimin
üşümesine sebep oluyordu. Tüm bunlara rağmen, içimde ona karşı engelsiz bir
sıcaklık vardı, bir iglo gibi; karın altındaki sıcaklık… Heyecanım
artıyordu. O kabusunu anlatırken, ben keyifleniyordum. Dediğine göre önceleri
kabuslarımda uyanmaya başlamış, bana fark ettirmeden. Konuşulacak her şey bitmişti.
Rahatlamıştım. Sarıldı bana, isteksiz değildim ama hareket etmedim. Çünkü o
bendim, bana sarılan. Hadi giy siyahları diyordu, eski günlerdeki gibi… Siyah
oldum olası yakışıyor sana. Hadi, giy siyahları çık dışarıya. Çık dışarıya!
Konuştukça gençleşiyordum. Kambur duruşum gitmişti bile… fikirler iyice
hızlanmıştı beynimin içinde. Onların sesi uyandırdı beni zaten, dedi. Karşı
koyacak gücüm yoktu. İsteğimde… Yavaşça çıkardım üzerimdekileri ve kuşandım
siyahları. Şimdi daha çok benziyorduk birbirimize. Tam ağzımı açacakken
biliyorum, dedi. Nasıl bilebiliyordu? Her şey iyi hoştu ama kalbim üşüyordu.
İhtiyacın mı var, dedi sıkılmış bir tavırla ve ekledi, ben sana “aklı”
veriyorum...
Ritmi yavaşlayan kalbimin son atışıyla oda zifiri bir sessizliğe
bürünmüştü. Konuşmuyordu artık. Bana bakmıyordu bile. Bende ona. Gerek yoktu.
Anlıyordum. Hissediyordum. Duyuyordum. Onun fikirleri beliriyordu bir anda.
Gelen bir mail gibi değildi, sanki hep oradaymışlarda ben görememiştim. Bu
kadar ortada dururken nasıl görememişim onları. Yanından geçerken nasıl
çarpmamıştım. Renkleri bile farklıydı. Canlı ve göz kamaştırıcıydılar...
Çık
dışarı yazan bir tabelaya doğru ilerledim. Davetkar ve aralık bir kapı. Kırmızı kokuyu alıverdim hemen. Karşı
konulamaz bir koku. Çekici ve arzu dolu… yürüdüm. Kolunu kavrayınca kapının daha da
güven kapladı içimi. Avucumun içinden alev çıkıyordu sanki. Ardına kadar açtım
kapıyı. Manzara karşısında büyülenmemek işten bile değildi. Bir adım kalmıştı
beklide… kapının numarasına ilişti gözüm. Okunamaz bir haldeydi. Sessizliği
bozan yine kendisi oldu. Çık dışarıya, at karanlık geceye kendini. Beyninin
bitmek bilmez enerjisine bırak bedenini. Daha ilk adımda görebiliyordum
olacakları. Şimdi ne yapmalı? Bir anda cebimdeki ajandayı fark ettim. İçinde
tek bir not vardı. Şeytanla randevu. Şimdi hatırlamıştım, zamanını ve yerini…
Evet, Şeytanla Randevum vardı. Biraz gecikmiştim sanırım… kim bilir beklide randevudan
uyanmıştım…
İsmail Aksoy 045728052014
22 Mayıs 2014 Perşembe
Küsküçük Çocuk
Küsküçük bir çocuk,
Büyücük hevesleri olan... apaydınlık gecelerde,
kapkaranlık hayal sokaklarında gezen. Kimsesiz ve evsizdir... Hareket etmeye izin yoktur orada. Sürekli değişir tabelaları sokakların. Haberi olmadan konulur, fikri sorulmadan, izin alınmadan. Hayallerin sahipleri değiştikçe sokaklarda değişir. Çok sevilir Küsküçük çocuk. Ama büsbüyük olarak sevilir.
Bir bilseler büsbüyük değil Küsküçük olduğunu...
Bağırır Küsküçüküm diye ama, kim inana!
Alışır bizimki Büsbüyük olmaya. Büyücük hevesleri başlar küçükcük olmaya...
İsmailAksoy (040123052014)
Büyücük hevesleri olan... apaydınlık gecelerde,
kapkaranlık hayal sokaklarında gezen. Kimsesiz ve evsizdir... Hareket etmeye izin yoktur orada. Sürekli değişir tabelaları sokakların. Haberi olmadan konulur, fikri sorulmadan, izin alınmadan. Hayallerin sahipleri değiştikçe sokaklarda değişir. Çok sevilir Küsküçük çocuk. Ama büsbüyük olarak sevilir.
Bir bilseler büsbüyük değil Küsküçük olduğunu...
Bağırır Küsküçüküm diye ama, kim inana!
Alışır bizimki Büsbüyük olmaya. Büyücük hevesleri başlar küçükcük olmaya...
İsmailAksoy (040123052014)
21 Mayıs 2014 Çarşamba
Şşş...
Sessizlik, içinde gerçekleri barındırır. Ağızdan çıkmayan sözleri, hayata geçmeyen eylemleri... yalanları, gerçekleri, duyguları ve bilgiyi... Kaçamazsın. Hakikat orada. Çünkü sen oradasın. Sözün ardını görebilmenin yolu sessizliği dinlemekten geçer. Çünkü söylenmemiş yalanlar oradadır. Sen oradasındır, korku oradadır.
"Yalan" bir gerçeğin arkasına saklanır, "kaygı" bir yalanın arkasına saklanır. Hepside sessizliğin içine saklanır. Ve sen sessizlikle kolayca bir gerçeğin üstünü örtebilirsin, yalan söylemeden. Çünkü zaten gerçek sessizliğin altındadır. Ve sen sessizlikten kaçanların gözünde yalancı olmazsın. Düşündüklerinden, hissettiklerinden sorumlu olmazsın, ağzından çıkana kadar. Tercih yapmamak için susarsın... Sonuçlarına katlanamayacağın için her şeye göz yumarsın. Sonra hayatını alamadığın kararlar yönetmeye başlar. Yapmadığın tercihlerin sonuçlarına katlanırsın. Yanlış yerlere engelleri koyarsın. Ama o engeller seni korur. Koruyan engeli kaldıramazsın... küçülürsün. Gerçekleri kaldıramazsın. Sessizce sessizlikten kaçarsın. Yalanı gerçeğin önününe geçiremediğin vakit, sessizlikten yardım umarsın. Ama yine dinlemezsin sessizliği ve daima sessiz kalırsın. Yalanırsın, hayıflanırsın, ama asla gerçek bir sessizlik olmazsın.
İsmailAksoy
(015322052014)
"Yalan" bir gerçeğin arkasına saklanır, "kaygı" bir yalanın arkasına saklanır. Hepside sessizliğin içine saklanır. Ve sen sessizlikle kolayca bir gerçeğin üstünü örtebilirsin, yalan söylemeden. Çünkü zaten gerçek sessizliğin altındadır. Ve sen sessizlikten kaçanların gözünde yalancı olmazsın. Düşündüklerinden, hissettiklerinden sorumlu olmazsın, ağzından çıkana kadar. Tercih yapmamak için susarsın... Sonuçlarına katlanamayacağın için her şeye göz yumarsın. Sonra hayatını alamadığın kararlar yönetmeye başlar. Yapmadığın tercihlerin sonuçlarına katlanırsın. Yanlış yerlere engelleri koyarsın. Ama o engeller seni korur. Koruyan engeli kaldıramazsın... küçülürsün. Gerçekleri kaldıramazsın. Sessizce sessizlikten kaçarsın. Yalanı gerçeğin önününe geçiremediğin vakit, sessizlikten yardım umarsın. Ama yine dinlemezsin sessizliği ve daima sessiz kalırsın. Yalanırsın, hayıflanırsın, ama asla gerçek bir sessizlik olmazsın.
İsmailAksoy
(015322052014)
16 Mayıs 2014 Cuma
Olacak iş mi
doktora gitti genç adam,
anlattı derdini.
Doktor dinledi, iyi bir reçete verdi;
1 g yüzleşme...
efendim böyle olmaz, saplantınız var,
her gün tok karnına bir tablet yüzleşme alacaksınız, diye ekledi.
Peki, dedi genç adam. Eve gitti. Kendine yemek hazırladı, afiyetle yedi...
Uzandı sigarasını içti... sonra gördüğü manzara onu iyice keyiflendirdi, şuraya bak dedi; tam eve geldim, saplantılarımla yüzleşecekken üzerine oturmuşum, olacak iş mi? Evet, olacak işti... üzerine soğuk bir su içti.
İsmailAksoy (0347170514)
anlattı derdini.
Doktor dinledi, iyi bir reçete verdi;
1 g yüzleşme...
efendim böyle olmaz, saplantınız var,
her gün tok karnına bir tablet yüzleşme alacaksınız, diye ekledi.
Peki, dedi genç adam. Eve gitti. Kendine yemek hazırladı, afiyetle yedi...
Uzandı sigarasını içti... sonra gördüğü manzara onu iyice keyiflendirdi, şuraya bak dedi; tam eve geldim, saplantılarımla yüzleşecekken üzerine oturmuşum, olacak iş mi? Evet, olacak işti... üzerine soğuk bir su içti.
İsmailAksoy (0347170514)
12 Şubat 2014 Çarşamba
Tekerrür
Ayrılamadığın geçmişini küçük bir şişenin içine sıkıştırıp
atarsın denize, iki damla sol gözünün yaşıyla birlikte… beklersin geri
gelmesini… ama gelmez. Ne zamanki kurur duygu pınarların o an usulca cebine
girer… Açarsın tıpasını, anıların kokusuyla nemlerin kalbin. Bir damla yüreğine,
bir damla sağ gözüne. Durur vakit. Kulağında küçük şişenin gezi melodileri… Bildiğin
bir senaryonun sonu ne kadar etkilidir ki senin için. Sevdiğin şey zamanı durdurmak… Sonrası? Sonrası yok! Sadece tekerrür…
İsmail Aksoy
1302140259
18 Aralık 2013 Çarşamba
Fikir Virüsü
Güzelin değil doğrunun peşindeyim, virüs gibi olmalı fikirlerim. Beynimin laboratuvarında sayısız deneyden geçmeli... Yalnız yapmalı bunu, tek.
Bir doğum lekesi gibi görünmeli mesela. Uyuşuk beyinler lekeyi hep varmış sanacak. Bulaşıcı hastalık gibidir bu fikir virüsleri.... İyi hesaplanmalı çaktırmadan sunulmalı. Fark ettirmeden. İnsan yadırgamasın, daha kolay sindirebilsin diye. Öyle bir hal almalı ki sanki doğduğundan beri onunla yaşıyormuş gibi hissetmeli. Her yolla bulaştıra bilmeli sonra... Öpüşmekle, dokunmakla, bakışmakla, hatta susmakla bile. Omzunun çarptığı adama geçmeli kısacası. Tabii, sonrası kontrol dışında. Sen kontrol etmeye çalıştıkça uzaklaşır senden artık. Yapmamalısın! Her vücutta nasıl tepkilere sebep olacağını önceden bilmelisin. Yaymadan evvel laboratuvarda halletmelisin.
Yan etkisi mi?
Ah, tabii var ama çok sakıncalı değil. Fazla egolu bir ortamda kendini infilak edebilir... zamanla etrafındakileride. Sanırım kendi intiharımı yazdım şu an... ama ben ölmeli, çünkü "ben" yol tıkar... ve ölmeden tekrar doğamam.
İsmail AKSOY
(191220130030)
14 Ekim 2013 Pazartesi
Ay Çiçeğim
Aşığım, denize, kuma, havaya, belki de bir çiçeğe, bir ay çiçeğine... Ayda yaşayan, hayalimde ruh bulan o güzel ay çiçeğine.
İsmail AKSOY
(15102013)
8 Ekim 2013 Salı
Kadın
...ben kadının sadece bedeniyle değil zekasıyla da sevişmek isterim. Ne acıdır ki kadınların da erken boşalanları var; en azından zihnen.
İsmailAKSOY
(0403261012)
İsmailAKSOY
(0403261012)
7 Ekim 2013 Pazartesi
Sustu Güzel Bayan
Sustu güzel bayan... dinledim. Sonra ben sustum o dinledi... sessizlikte konuşulanlarla yaşandı her şey... ve böylece bir gece daha bitti.
İsmail AKSOY
(0710131514)
6 Ekim 2013 Pazar
Kanat Sesi
Düşünceler kanat çırpıyor beynimde... küçükken havuzlu parkta kuşların arasında koşmaya bayılırdım. Kanatları bana çarpacak kadar yakınımdan geçerdi; bayılırdım çıkan seslere... Bir heyecan kaplardı içimi, tekrar tekrar dalardım aralarına... İşte öyle kanat çırpıyor kafamın içinde düşünceler... Heyecanlanıyorum küçüklüğümdeki gibi ve düşümdekinin güzelliği; bu kez yerden havalandırmıyorum onları, zaten uçuyoruz... Göç eden fikirlerimin arasındayım... Yine yüzüme çarpıyor kanatlarından çıkan rüzgar... rüzgardan esen ses... aralarındayım. Bitmiyor; uzun bir tren misali...
İsmail AKSOY
(0610131628)
8 Nisan 2013 Pazartesi
Gece Çişi
Başını yastığa koyduğu gibi uykuya dalanlara hayran olmuşumdur hep. Ben, en az iki saat debelenirim yatakta. Saydığım koyunların sayısı bir kenara, onlara isim bile vermişimdir. Öyle sırayla atlamalarına da gerek yok; ben onları ayırt edebilirim rahatlıkla. Belirli dönemlerde sayıları artar. İyi çiftleşirler. Fikir sevişmesi... Araya filler de girdimi demeyin keyfime. Bir zaman sonra saymayı bırakmış aptal düşüncelere dalmış bulurum kendimi (sanki koyun saymak zekicedir ya). Çok ilginçtir yatakta saatlerce dönüp dururken idrar yollarımda hiç bir hareketlenme olmadığı halde, bazen su içmeye kalktığımda mutfağa varmadan, çişimi saatlerce tutmuşçasına sıkıştığımın farkına varırım. Suyu bardağa boşaltana kadar altıma işememek için oldukça çaba harcayıp, içtikten sonra tuvalete doğru yol alırken idrar kesemi hissetmem bile... Sanki çişim bir an da geri kaçmıştır. Bu bir şaka mı? Sidik torbam benimle taşşak geçiyor.
İsmail AKSOY
(080420131457)
(080420131457)
3 Nisan 2013 Çarşamba
Kaşıntı
"Gecenin lanet bir vaktinde keyiflice kitap okurken, okumaya defalarca ara verip kendimi zehirlemem yetmiyormuş gibi; zehri hazırlamak için aptalca zaman harcamam gerekiyor," diye homurdandı. "Neden gündüzleri bu kadar dinç olamıyorum? git gide bir yarasaya mı dönüşüyorum? Gözlerim her sayfa geçişinde biraz daha bulanık görüyor. Günün birinde tamamen kararacak mı diye düşünmeden alamıyorum kendimi... Her geçen gün sese olan algı eşiğim daha da hassaslaşıyor. Artık geceleri çok da sessiz değil benim için. Zamanın akışını daha derinden duyabiliyorum mesela... Tik-tak, tik-tak... Bu ritm beni deli ediyor. Saatin pillerini çıkartsam da rahat edemiyorum. Derdim ses değil sanırım. Zamanın bu denli hızlı akması ama, yine de indiriyorum saati. Artık daha sessiz gece derken, lanet yuvalarından yemek bulma umuduyla çıkıyor o iğrenç yaratıklar... Sayıca fazla olmasına rağmen nasıl taşır o büyük bedenlerini çelimsiz bacakları anlamış değilim. Kabuklu aptal böcekler... Nereye koşturduklarını bilmeden koşarlar, sonra sebepsiz yere oldukları yerde dururlar. Çok komik gelir bana bu görüntü. Dahası var; duvara tırmanırken bir bakmışsın düşerler yere. Ayaklarındaki yapışkanların bittiğini düşünürüm bazen... Ya da kim bilir akıllarına bir şey geliyordur, aynı yolu kısadan dönmek istiyorlardır, bırakırlar kendilerini yere; nasıl olsa kalın kabukları vardır. Şu an bir yarasa olmadığıma eminim - her ne kadar öyle yaşasam da - bu böcekler benim iştahımı kabartmak yerine, tüm bedenimi kaşındırıyor," diye kendi kendine konuşurken sigarasını söndürdükten sonra uykuya daldı.
İsmail AKSOY
(0304130647)
31 Ekim 2012 Çarşamba
Bırak Beynini Köşene
Bırak beynini köşene. Aptalı oyna. Şaşı olsun gözlerin burnunun ucuna bakmaktan. Dokunma yakarlar seni. Tadına bakmak istersen kusmayı göze almalısın. Dayanabilirsen kokla ama tadını da alırsın. Sadece duy. Duy ama duyduğunu söyleme. Anla, aptalı oyna... Şşşş! Dikkat et! Ses uyanmasın. Yalnızlık ayıkmasın.
İsmail AKSOY (2252311012)
İsmail AKSOY (2252311012)
25 Eylül 2012 Salı
Yıldızlar Arasında ki Notlar - İnsan hafızalı
İnsan Hafızalı
“Balık hafızalı” diyerek yıllarca dalga geçtik birbirimizle. (Balıkların hafızalarının düşündüğümüz kadar kısa olmadığı, bilimsel araştırmalarla kanıtlanmasına rağmen.) Dalga geçme eylemine karşı değilim lakin “balık hafızalı” ithamıyla ilgili biraz problem yaşıyor olabilirim. Kavramlara vb. değerler gibi insan uydurması şeylere inancını yitirmiş bir kimse olarak bazı dertlerimi dile getirebilmek için böyle bir giriş yapmayı uygun buldum.
Elimden gelse “Balık hafızalı” deyimini “Genel insan hafızalı” diye değiştirmek isterdim. Bu deyimi unuttuğumuz gün bunu öne süreceğime söz veriyorum.
Bazı bilgiler işimize yarayacağı vakit her ne oluyorsa ortadan bir anda kaybolur. Bu olay, beynimizin bize oynadığı çok güzel bir oyundur. Unutkanlıklarla hayatımızın her yerinde karşılaşabiliriz (karşılaşmışsınızdır).
*Unutmak, insanlara özgü doğal bir eylemdir.* Hafızanızı biraz zorlayıp hiç değilse yıldızlar arasındaki şu notu yazımın sonuna kadar unutmamanızı rica ediyorum. Bunu başarabilirsek bir şeyleri değiştirebiliriz (geliştirebilir).
15 Eylül 2012 Cumartesi
İmkansızı beklemek
Herkesin aynı görüşleri kabul etmesini “beklemek” ahmaklıktır...
Ortak görüşlerin objektif bir şekilde hayata geçirilebilmesinin “imkânsız”lığı kadar...
Eşitlik vb. hayaller ancak cennette geçerlidir.
Ben cennete inanıyorum.
Ama bu dünyadan da vazgeçmiş değilim.
O yüzden ahmaklar gibi “beklemek” bana yakışmaz!
“İmkansız”lığın uğruna ölecek bile olsam.
İsmailASKOY (05.30.15.09.12)
(Bir su
perisinin kulağıma fısıldadıklarıyla)
8 Ağustos 2012 Çarşamba
Her Şey Bitmiş Değil
“Her şey bitmiş değil.” diyorsun
ya bazen...
Biten çoktan bitmiş oluyor şahsen.
İstediğin kadar, üzül, ağla, parçala kendini...
Gidenler çoktan gitmiş, kaybedilenler çoktan kaybedilmemiş mi?
Eee, o halde bu neyin tiribi?
Niye ilgi çekmeye çalışıyorsun ki şimdi?
Hadi kalk o zaman!
Uyan gaflet uykusundan.
Şimdi sana verilen bu günü hakkıyla kullan!
İstediğin kadar, üzül, ağla, parçala kendini...
Gidenler çoktan gitmiş, kaybedilenler çoktan kaybedilmemiş mi?
Eee, o halde bu neyin tiribi?
Niye ilgi çekmeye çalışıyorsun ki şimdi?
Hadi kalk o zaman!
Uyan gaflet uykusundan.
Şimdi sana verilen bu günü hakkıyla kullan!
“Her şey bitmiş değil.” diyorsun ya bazen...
Unutma, her bitiş bir başlangıç zaten.
Unutma, her bitiş bir başlangıç zaten.
İsmail
AKSOY
(0150040812)
(0150040812)
11 Temmuz 2012 Çarşamba
Beklemekteyim
...Oysa ki gözlerine ilk baktığımda ne kadar da
masumdun. Bugün seni düşündüğümde zihnim erimekte... Uzaktaki meleğin yakınında
şimdi; cehennemi görebiliyorum. En büyük şeytanla sevişebilmek için bir çok
beden bitirmekteyim. Anılarımı kül etmeden yakmayı başaracağım bir gün. Ve
nihayet sen...
Az kaldı biliyorum, yüzünü hiç görmediğim şeytan,
kokusunu hiç tatmadığım melek...
Beklemekteyim.
Sabrımla oluşacak bedene girmene az kaldı biliyorum.
Mümkün olduğu kadar temiz kaldım bu dünyada.
Bedenim tozlu ama ruhum temiz. Silkele bedenimi
uçuşsun tozlarım. Kendi parçalarını bulabilirsin bende. Hep onlarla beslendim.
Benim için nasıl hazırlandıysan ben de öyle hazırlandım.
Şimdi anlıyorum o gözlerden neden kopamadığımı...
Neden hep aynı gözleri aradığımı ve bir türlü bulamadığımı... Hiç görmediği
gözleri nasıl bulabilir ki insan? Buldum sandıklarım sadece senin bir yansıman.
Geliyorsun biliyorum... Bu kez parça parça değil toptan geliyorsun. Ben sabırla
beklerim, yeter ki sen gel gaipten gelen sevgili... İsmailAKSOY<0034120712>
25 Nisan 2012 Çarşamba
Ne Güzellikler Gördüm
Ne güzellikler gördüm şu dünyada güzelliklerinden bir
haberler.
Ne yazık ki güzelleşmek için yaptıklarıyla da
çirkinleşiyorlar, güzelliği başka insanlarda ararlarken.
Üzülmemek elde değil, benliklerini bir kenara bırakarak daha
güzel olacaklarını sanan bu güzellikleri gördükçe...
Hâlbuki sen kayboldukça ben de kaybolurum.
Ben seni sana getirsem sen kendini beğenmezsin.
Hâlbuki beğenmediğin şey kendin değil maskelerindir.
Ben seni sana anlatsam ne yazar. Sen kendini dinlemedikçe...
Bak hadi gözlerine. Gözlerini hiçbir maskeyle kapatamazsın
görmeyi unutmadıysan eğer. Asıl güzelliğini görebiliyorum. Hadi ver maskelerini
yakalım, yakalım ve ısınalım bu gece.
İsmalAKSOY
(26.04.2012/02.35)
6 Nisan 2012 Cuma
26 Mart 2012 Pazartesi
Ruhumun kaynama noktası
Ruhumun kaynama noktası kaç? Acının ateşiyle
ısınırken ne zaman kaynayacak? Yavaş yavaş buharlaşmak yetmiyor artık. Ey dünya
arttır acının derecesini ben sıcağı severim, pişmek isterim.
İsmailAKSOY
(27.03.2012/02.10)
13 Şubat 2012 Pazartesi
Köle
Ruhunu, bedeninin kölesi yapan isyanlarla dolu
kalbinin şikâyet kutusu... O halde yak, zevk suyu damlatılmış mürekkeple yazılan
mektupları.
İsmailAKSOY
(14.02.12/01:33)
5 Şubat 2012 Pazar
Küçük İnsanların Büyük Dünyası
Büyük
sözler ve davranışlar, küçük insanlara yakışmayan bir harekettir! Söylediklerinle
büyüdüğünü sanma, davranışlarınla yükselmeye başla. Öyle bir yaşa ki; sözlerin
ve davranışların, ezilsin büyüklüğünün karşısında.
İsmailAKSOY
(16.10.2011)
4 Şubat 2012 Cumartesi
En Büyük Kararım Sükûnetim
Bağırmak
çaresizlikse... Küfretmek cahillikse... Bağırarak küfretmeyeceğim. Sessizliğin
çığlıklarına bırakacağım çaresizliği. Öfkenin ateşinde yakacağım cahilliği.
Gerekirse korsun yüreğim, yansın ellerim. Bu gece en büyük kararım sükûnetim.
Böylelikle biraz kendimi dinlerim.
(05.02.12/01.43)
28 Ocak 2012 Cumartesi
İsyansız Gözyaşı
Sakin
bir ruh halindeyken yağmurda yürümeyi severim. Yağmur da bana uyum sağlıyorsa
eğer değmeyin keyfime. Yağmur taneleri yüzümü okşar ruhumun isyansız gözyaşları
gibi. Kızmam yağmura üzerime yağdığı için. Vazifesini yerine getirir. Ben orada
olmasaydım da yağacaktı zaten. O benim üzerime yağmadı, ben onun yoluna çıktım.
Severim yağmuru dökemediğim gözyaşlarım gibidir.
İsmailAKSOY
(29.01.12/00.05)
İsmailAKSOY
(29.01.12/00.05)
27 Ocak 2012 Cuma
Öğrenilmiş Çaresizlik İşte
![]() |
Öğrenilmiş
çaresizlik işte... Öğrendin mi hemen bırakamazsın öyle. Nasıl öğrendiğimi
bilmediğim için değil mi bu “miş” eki? Çaresiz bir şekilde öğrendiysem eğer
çaresizliği, çaresiz bir şekilde unutabilirim ancak. Öyle ya da böyle
öğretilmiş arkadaş bu çaresizlik bize. Zamanla sevmişiz de... Ama çaktırmadan
sevmişiz. İstemem ama yan cebime koy misali... Haliyle koydu mu da tam
koyuyor yani.
İsmailAKSOY
(28.01.2012/01:21)
30 Aralık 2011 Cuma
İyi Kafa Açarsın
Sürüsüne bereket anlamlanmayı bekleyen düşünceler, karmaşa halinde
beynimin içinde. Cümlelerimin yamukluğu beynimin kayışını koparmasından... Bir
an da var olan sıkıntılı fikirleri anlatmaya başladığımda boş bir beyaz sayfaya
dönüşür. Zihnimde canlanan koyu mürekkep silinmeye başlar ve yok olur.
Saman bile yoktur. Tahtalar ve çiviler eksik sayılmaz, eksik olacak
tahta veya çivi yokken. Sarar tüm hücreleri koyu renkli mürekkep.
Anlatmaya başlayınca beyaz kâğıda, önce çiviler sökülür tahtalardan, sonra
birkaç tahta eksilir ve kaybolur arda kalanlar da liflerinden ayrılıp saman
olur. Samanları inek yer. İnek dağa kaçar. Dağ yanar biter kül olur. Komşunun
oğlu zaten bir şey getirmediği için bana, hikâye ortadan başlar.
Başı olmayan bir hikâyeye giriş yapmaya çalışmakla geçer saatler. Dene
deneyebildiğin kadar. Yeterli çabayı göstermediğin için anlamazlıktan gelirsin.
Yetmez.
Öyle yaparsın ya... Hal böyleyken yaptıkça yapasın gelir.Saçmalarsın.
İlk başta gülünür komiktir saçmalamak. Daha başındasındır labirentin.
Girdiğin kapı gözden kaybolunca heyecanlanırsın yeni bir maceraya adım atarsın.
Denersin denersin...
Yolunu bulmayı bir türlü beceremezsin.
Sıkıntı başlar, afakanlarla tanışırsın.
Memnun olsan da belli etmezsin, beklediğin ilgiyi onlardan almak
istemezsin.
Saçmalarsın saçmalarsın. Anlatmaya çalıştıkça daha da saçmalarsın.
Ama içten içe çıkış yolunu hep arasın. Yenilgiyi kabullenmeyle
kabullenmeme arasında gidip gelirken farklılaşırsın, çirkinleşirsin.
Önce saçmalamaya sonra suçlamaya devam edersin.
Bir fikir canlanın tekrar. Her şeyin bir sebebi vardır.
Karmaşa yavaşça azalır. Boşa çektiğin küreklere yanarsın. Sonra boşa
olmadığını anlarsın.
İyi kafa açarsın.
İsmailAKSOY
(30.12.2011/23:32)
12 Aralık 2011 Pazartesi
Belki de Âşık Olabileceği
Belki de âşık olabileceği bir çift göz aradı,
Bakar körü oynarken.
Baktıkça bakası gelecek çift göz.
Belki de âşık olabileceği bir
çift dudak aradı.
Sözleriyle tadı da güzelleşen
dudaklar.
Belki de âşık olabileceği bir
çift kulak aradı.
Anlamak için dinleyen.
Belki de âşık olabileceği bir
çift yanak aradı.
Utandığında kızaracak yanaklar.
Belki de âşık olabileceği bir
çift el aradı.
Dokunmadan dokunuşunu
hissedebileceği bir çift el...
Belki de âşık olabileceği bir
vücut aradı.
Ama hayallerinden başkasını
bulamadı.
Aramakla bulunabilir mi aşk?
Gene de mutluydu her hücresi.
Sevgiyle doluydu içi.
Sağına, soluna baktı Aranmayı
bıraktı.
Hatırladıklarıyla oyalandı
yoğurdu üflerken.
Belki de amacı aşkı
yaşatabileceği bir çift ruh olmaktı.
İsmailAKSOY
(12.12.2011/23.50)
1 Aralık 2011 Perşembe
Vazgeçtim bugün benden
Beni yenilgiye uğratabilecek tek
şey BEN.
Hani bunun Türkçe de ki karşılığı
yenilmemek için BENden vazgeçmek.
İnsanoğlunun en büyük yanlışı BENden
değil benliğinden vazgeçmesi.
Vazgeçtim bugün benden
Ve benliğimi kazandım.
Eksi bir artı bir eşittir bir oldu.
28 Kasım 2011 Pazartesi
Saçmalama
Kaybettim
birkaç saatliğine en başarılı olduğum yeteneklerimden birisini.
Saçmalayamadım.
Ne
büyük bir acizliktir elindekini kaybetmek.
Yok
canım o kadar da saçmalamamışım.
Bak
işte yastığımın altındaymış.
O
halde saçmalayalım ki
Ciddilik
anlam kazansın.
11 Kasım 2011 Cuma
Sizi Terk Ediyorum
Bir şarapçının sözleriyle bu
kadar mutlu olabileceğini hiç hayal etmemişti.
“Bana para verir misin şarap
alacağım, ben şarapçıyım” dedi, soğukta prova alan gençlere.
Konsantrasyonları bozulmamıştı.
Diğer insanların yanlarından
geçerkenki bakışları yoktu şarapçının yüzünde.
Ve rahatsız etmemişti gençleri
onun bu davranışı.
Samimiydi şarapçı.
Gençler verdiler ceplerinden
çıkan ilk bozuk paraları.
Derken konuşmaya devam ettiler.
Şarapçıyla geçen komik muhabbetin
üzerine sarıldılar bile.
Tabi içki kokusu ve üzerinin
pisliği ilk önce itici gelsede sarılırken samimiydiler.
Bir şarapçının sözleriyle bu
kadar mutlu olabileceğini hiç hayal etmemişti.
Ve “Sizi terk ediyorum” dedi
şarapçı.
Ekleyerek;
Beni sevmeyin evlatlar,
Ama ben sizi çok sevdim.
Siz beni sevmeyin çocuklar.
Sizi terk ediyorum.
Dedi ve gözden kayboldu Şarapçı.
İsmailAKSOY
1 Kasım 2011 Salı
Huzurlu Geceye Günaydın Dedi
Yorgun geçen bir günün ardından,
huzurlu geceye “Günaydın” dedi.
Yorgun günden arta kalan tek
problem bacaklarıydı.
Diz kapaklarında çekiçler dans
ediyor, sanki içten içe çatlıyorlardı.
Kaval kemikleri dört dörtlük ritimde tok bir do zonkluyordu.
Ayaklarının altındaki anlamsız
ağrıyı artık ayaklarının üzerinde daha sağlam durabilmesine bağlıyordu.
Daha sert basıyordu yere.
Hiç olmadığı kadar dikti bedeni.
Soğuktan tutulan boynunu her sağa
sola çevirdiğinde çıkan çat çut sesleri umurunda değildi artık. Zevk bile
almaya başlamıştı.
Çayını yudumlarken aldığı hazzın tarifi yoktu.
İşe yaramışlığın verdiği gururla
içti.
Farkına varmıştı bugün yine
birçok şeyin.
Farkına varmıştı güzelliklerinin.
Farkına varmıştı hatalarının.
Ne kadar acı çekse de daha sert
basmalıydı yere patlayacak olsa da diz kapakları.
Ve
Yorgun geçen bir günün ardından,
huzurlu geceye “Günaydın” dedi.
Belki de uzun zamandır yeni
uyanmıştı uykusundan.
Anladı onu gece.
Ve hiç yadırgamadı.
Geceye yakışır bir şekilde
karşıladı.
Soğuk, karanlık ve yalnız...
Konuşacak çok şeyleri vardı.
Fakat yorgun günden arta kalan
tek problem bacaklarıydı.
Gülümsedi gece.
Düşünecek çok şeyleri vardı.
Ama bizimki birden derin bir
uykuya daldı.
İsmailAKSOY
(02.11.11/00.16)
24 Ekim 2011 Pazartesi
Daha Çok Yıllanman Gerekmiş
Büyüyememişsin oğlum
Daha çok yıllanman gerekmiş,
Dolu dolu yıllar yaşaman.
Sindirememişsin oğlum
Daha çok düşünmen gerekmiş.
Yürüyememişsin oğlum
Daha çok düşmen gerekmiş.
Bilememişsin oğlum
Evdeki hesabı çarşıya uydurman gerekmiş.
Yenememişsin oğlum
Cahillikler yüzünden daha çok kayıp
vermen gerekmiş.
“Bana seni gerek” demiş,
Anlayamamışsın oğlum
Daha çok düşünmen gerekmiş.
Anlayamamışsın Yunus’u Mevlana’yı
Anlayamamışsın Hikmet’i Yücel’i
Kısa kalmış senin akıl küreğin.
Necip gibi zannetme kendini.
Bugün yine öğrendin haddini.
Bak kaybetmişsin kendini.
Bari kaybetme ümitlerini.
Hak etmemişsin oğlum
Dün kaybettiğin şeyleri, bugün yine...
Sen, sen ol, sen olmaktan vazgeçme.
Düşünmemişsin oğlum yeterince.
Düşmemişsin daha en derine.
O halde ayağa kalk düne ağlamak yerine.
Yaşa bugünü, yaşa ki yarın ağlamayasın
yine.
Kalk ayağa at bir adım daha.
Düşün.
İsmailAKSOY
(24.10.11/16:45)
24 Eylül 2011 Cumartesi
Korkma hata yapmaktan çekinme bu kadar hayattan
Büyük düşün ki büyük ölesin
Küçük düşünenlerin arasındaki en
büyük insan, büyük düşünenlerin arasındaki en küçük insandan bile daha
aşağıdadır.
Amaç hayalperest bir nesil ortaya
çıkartmak değil.
Sen veya ben değişemeyiz.
İster kabul et ister kabul etme
fakat tam anlamıyla kökten bir değişim yok.
Bugün senin ve benim ruhani
değişimden kastımız gelişimdir.
Değişim yoktur gelişim sonsuzdur.
Değişmeye çalışma kendin ol.
Denge ve cesaret...
Açıkların ve hataların olacaktır.
Önemli olan aynı hataları
yaptığında öğrenme halinin azalmaya doğru gitmesidir.
Aynı hatalardan her gün daha
fazla şey öğreniyorsan bu senin geliştiğinin değil... Her Geçen gün köreldiğinin
göstergesidir. Ancak bir süre sonra aynı hatalarındaki öğrenme payın azaldıkça
hatayı yapma olasılığının da azaldığını görürsün. İşte o zaman sen
gelişmektesindir.
Vazgeçme seni yolundan ayıracak hiçbir
acıdan.
Hayatında yapabileceğin hiçbir öğrenme
şekli hatalarından ortaya çıkan çıkarımlarından daha değerli ve etkili olamaz.
Korkma hata yapmaktan, çekinme bu
kadar hayattan.
İsmailAKSOY
(25.09.2011)
23 Eylül 2011 Cuma
Koyundan kukla
Dün koyunduk bugün kula.
Yarın olacağız koyundan kukla.
Ya sonra?
Sonra diyecekler koyun şu
kuklaya.
Haydeee.
İsmailAKSOY
(24.09.2011)
21 Eylül 2011 Çarşamba
Yok Olmak Diye Bir Şey Yok
Bu kadar zor
olmamalı.
Zorlaştırılmamalı.
Anlamlandırabilirsin
hayatını.
Çıkmazdaysan, yol
bulabilirsin.
Dipte olduğunu
zannettiğin anlar da dibin de dibine inebilirsin.
Yaşarsın, ölürsün...
Yanarsın kül olursun... Tekrar doğarsın.
Var olup devam etmek
senin elindeyken yok olamazsın.
Yeter ki anla
kendini...
Şu hayatta kendine
bir yer edin. Varlığını yok etmeye uğraşma boşuna.
Boş bu uğraşlar
beceremezsin.
Yok, olmak diye bir
şey yok...
Aslen hiçbir şeyken,
yok olamazsın hiçbir şey olmadan var olamayacağın gibi.
Düşün, düşün,
düşün...
Yok olmaya çalışma
hiç bir şey ol.
Kukla olma o pis
ellere.
Tek bir adım...
Seni ve beni tamamen
büyütebilir.
Sen, ben, o, biz,
siz, onlar.
Yolunu çiz kendin
ol.
Kukla olma!
Aptalı oyna...
Emin ol böyle daha
iyi oldu.
İsmailAKSOY
(22.09.2011)
17 Eylül 2011 Cumartesi
Bilgiyi bilme bilgisi
Öğrenmek güzeldir,
Öğrendiklerinin farkındaysan
eğer.
Hayat bir öğrenme halidir.
Kimine göre boş kâğıda yazılan
şeylerdir,
Kimine göre bildiklerinin tekrar
doğma şeklidir.
Farklı şekillerle açıklanmaya
çalışılsa da sonuç aynıdır.
Her an öğrenilir her an
öğretilir.
Öğrenmek nefes alıp vermek
gibidir. Farkında bile değilsindir çoğu zaman.
Düşünmeye bilirsin
öğrendiklerini, nefes alış verişini düşünmediğin gibi...
Ama sonuç değişmez, sürekli
öğrenir ve öğretirsin.
Yanlışı da öğrenirsin,
Doğruyu da öğretirsin...
Yorumlarsın anca, bakış açının
genişliği kadar.
Bir tepki verirsin anladığın veya
seni ilgilendirdiği kadarıyla.
Bilgiyi öğrenirsin.
Çaba gösterirsin.
Amacın yoksa eğer, öğrenmenin
gerçek anlamını öğrenmemişsen, işte çoğu zaman boşa çıkar çabaların ve fark
etmeden bedeninle ruhunla öğretileni yaşarsın.
Beynin açtır ve açıktır bilgileri
sömürmeye.
Öğrendikçe büyür, gelişir daha
fazla acıkır.
Midenin nasıl yemeklere zaafı var
ise beyninin de bilgilere düşkünlüğü vardır.
Fakat beyinin ayırt etmez
bilgileri.
Her şeyi yer ama bitirmez saklar
senin için.
Sen onu en büyük zaafından
mahrum bırakmazsan eğer...
Öğrenmemek için uğraşırsan kenara
çeker kendini yine dediğini yapar.
Ama öğrenmeye devam eder yanlış
dahi olsa sana sadıktır.
Sen onu kullanasın diye her yolu
dener hep ümitlidir ama kullanmayı bilmiyorsan eğer...
İşte burada öğrenmeyi öğrenme ve
bilgiyi kullanmayı bilme bilgisi çıkar ortaya...
Bilgiyi bilme bilgisi veya...
Kısaca sadece kaybetme kendini aç
gözlerini bak etrafına. İşte her şey meydanda...
En kolayından başla...
Düşün bir anlam kazandır
hayatına.
İsmailAKSOY
(18.09.2011/03:44)
4 Eylül 2011 Pazar
Hem Gerileceksin Hem De Gerileyeceksin
Yaşadıklarından bir türlü ders alamayan, hedeflerinden ve amaçlarından araçları yüzünden cayan, hayatının ve kendisinin tam anlamıyla farkına varamayan sen...
Biliyorum şu an ümitsizlik
okyanusunda bir sandal gibisin. İstediğin yerlere gidebilmen için yardımcı
olacak rüzgârı bırak kafasına göre sürükleyecek bir dalga bile yok.
Ortalarda bir yerlerde kalmışsın,
bir başına.
Hayat bitti senin için.
Ya açlıktan ya da susuzluktan
öleceksin, ellerini sandal ilerlesin diye kullanmazsan...
Güneşin vücudunu kızarttığını
hissettiğin gibi beynini kavuruyorsun bu boş ve sıkıcı düşüncelerle. O
anlardaki susuzluk hali gibi iste hayatı, arzula.
Ölmeden mezara koyma kendini,
mezar olabilecek bir şeye sahip değilken.
Kandırma ruhunu ve bedenini
arkadaş!
Madem uydurduklarına inanmakta
bu kadar ısrarlısın o halde SEN düşün ve SEN inan her zaman ki gibi.
Böyle devam ettikçe hem
gerileceksin hem de gerileyeceksin.
Düşüncelerin içinde boğulmak
yerine,
Değişmek yerine,
Geliştir kendini.
Sorunlarının farkındasın arkadaş!
Anlatma artık dertlerini
çilelerini ona, buna, şuna, bana-aynalara...
Sen hariç zaten herkes
farkında...
Yık duvarları ez ezilmesi
gerekenleri, çık zirveye.
Sen kontrolü ele aldığında sen ve
senin gibilerde çıkar zirveye.
Hak etmeyene bıraktığın yeter şu
hayatı.
Yeter oynattı ve yönetti seni
hayat.
Oyunu bitir ver selamını. Al
alkışını. Çık zirveye.
Sen çıktığında senin gibiler de
zaten seninle.
Yetmedi mi sana o egonu tatmin
eden alkışlar ve ıslıklar? Egonun kontrolü altında kalma. Sen kontrol et egonu.
Bırak ikiyüzlülüğü yavşak!
Yetmedi mi sömürdüğün zaman?
Etrafına bak. Aç gözünü biraz.
Her şey ortada düşün sadece algılamaya çalış, sorularının cevabı sorunun içinde
verilmiş zaten.
Kendine gel kendine sen kendine
gelemezsen kim getirebilir seni kendine?
Düşün
Düşün
Düşün
Şimdi bir adım daha attık işte..
İsmailAKSOY
05.09.2011/00:16
İsmailAKSOY
05.09.2011/00:16
27 Ağustos 2011 Cumartesi
Yalanıp duruyoruz hayat boyunca
Yalan dünya,
Yalan aşk,
Yalan arkadaşlık,
Yalan dostluk,
Yalan hedef,
Yalan yaşam,
Ve Yalan olan bir sürü vesaire...
İnanırız düş gücümüzün oluşturduğu yalanlara.
İnanır ve inandırmaya da çalışırız hayatımız boyunca.
Zannederiz ve zannettiririz.
Farkında olmadan kapatırız gözlerimizi hayata,
Uyuruz.
Ve dalarız yalanların rüyasına.
Kafamızda oluşturduğumuz küçük hikâyeler,
Döner elbet büyük yalanlara.
Yalan
Yalan
Yalan
Yalan
İster inan
İsteme inan
Olmuşuz yalanın köpeği
Yalanır dururuz bir it gibi.
İster kötü yalan, ister büyük yalan.
Yalan
Yalan
Dolan
Dolan.
Ne yalan söyleyeyim sen yalan, ben yalan.
O yalan bu yalan.
Umutsuzum dersem yalan
Mutsuzum dersem yine yalan.
Sarhoşum dersem bu en büyük yalan.
Bunların hepsi uydurma bir yalan.
Ama bari sen uydurma bir yalan.
Yalan yalan, dolan dolan
İster inan, isteme inan.
Yalan söylemeyi alışkanlık haline getirmiş olan.
Sen en iyisi adi bir köpek gibi yalan.
Önce sağa yalan sonra sola yalan.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)




















